Bianet
Bianet
5 saat önce

İsviçre: Halk, referandumda sağın içe kapanma ve göçü durdurma önerisine "hayır" dedi

İsviçre, ülke genelinde yapılan referandumda nüfusu 2050’ye kadar 10 milyonla sınırlandırmayı amaçlayan “Sürdürülebilirlik Girişimi”ni yüzde 45’e karşı 55 oyla reddetti.

Pazar günü gerçekleştirilen referandumun sonucu İsviçre’nin Avrupa Birliği ile serbest dolaşım düzenini koruma yönünde bir tercih olarak yorumlanırken, siyaseten reddedilmekle birlikte artan göç ve nüfusa ilişkin kaygıların da toplumun önemli bir bölümünde karşılık bulduğunu ortaya koydu.

Referandum, İsviçre Halk Partisi’nin (SVP/UDC) öncülüğünde yürütülen ve ülkenin nüfus artışını sınırlandırmayı amaçlayan halk girişiminin son aşamasıydı. Kabul edilmesi halinde federal hükümet, nüfusun 9,5 milyona ulaşmasıyla birlikte göçü azaltıcı önlemler almak zorunda kalacak, nüfusun 10 milyonu aşması durumunda ise Avrupa Birliği ile serbest dolaşım anlaşmasından çıkılmasını da içeren bir dizi sert adım gündeme gelecekti.

Dolayısıyla  oylamanın sonucu yalnızca göç politikasıyla sınırlı kalmayan, aynı zamanda İsviçre’nin Avrupa ile ilişkileri, işgücü piyasası ve ekonomik modeline ilişkin bir tutum beyanı niteliğindeydi.

Kazanan yalnızca hükümet değil

İsviçre Halk Partisi (SVP / UDC), günümüzde İsviçre siyasetinin en büyük partisi. Tabanda çiftçilerin, küçük işletmelerin ve kırların muhafazakâr çevrelerine dayanan  bir merkez-sağ geleneğe yaslanan SVP, Trumpvari bir yönelişle özellikle 1990’lardan bu yana milyarder sanayici ve siyasetçi Christoph Blocher liderliğinde belirgin biçimde sağcı popülist bir çizgi izliyor. Göçün sınırlandırılması, sığınmacılıkla ilgili politikaların sertleştirilmesi, İsviçre’nin AB üyeliğine karşıtlık, uluslararası birliklere karşıtlık ve doğrudan demokrasinin savunusu, vergilerin düşürülmesi ve kamu müdahalelerinin sınırlandırılması hedefleriyle siyaset yürüten parti, Almanya’daki AfD ya da Fransa’daki Ulusal Birlik gibi nevzuhur bir oluşum olmamakla birlikte onlarla pek çok ortak yönelişe sahip.

İsviçre’de hükümet oluşumunun dayandığı uzlaşmaya dayalı “sihirli formül” sistemi kapsamında SVP, diğer tüm anaakım partilerin yanı sıra hükümette yer alıyor. Muhalefetteki bir protesto partisi değil, hükümet ortağı bir parti. İsviçre’nin yürütme organı Federal Konsey’in 7 üyesinden 2’si SVP’den geliyor.

Son 25 yılda parti, göç ve AB karşıtlığı temelindeki kampanyalarla İsviçre’nin birinci siyasi partisine dönüşerek oylarını genellikle yüzde 25-30 bandında tutmayı  sürdürüyor.

İsviçre siyasal sisteminin kendine özgülüğü çerçevesinde SVP hükümet ortağı olmakla birlikte birçok konuda hükümet siyasetlerine karşı kampanyalar yürütebiliyor. 14 Haziran’daki referandumda Federal Konsey (hükümet), Parlamento çoğunluğu, işveren örgütleri ve sendikalar öneriye “hayır” çağrısında bulunurken, hükümette iki bakanlığı işgal eden SVP “evet” oyu için kampanya yürütüyordu.

Sandıktan çıkan sonuç ilk bakışta hükümet, merkez partiler, işveren örgütleri ve sendikaların ortak zaferi gibi görünse de “hayır” kampanyası çok daha geniş bir toplumsal ittifak tarafından yürütüldü.

Federal hükümet ve parlamento çoğunluğu, “nüfusun ve göçün sınırlandırılması” teklifinin İsviçre ekonomisini gereksindiği işgücünden yoksun bırakacağını; sağlık ve bakım hizmetlerinden turizme kadar birçok sektörde personel açığını büyüteceğini savunuyordu. İş dünyası ise özellikle Avrupa Birliği ile ilişkilerin yıpratılmasının ekonomik sonuçlarından kaygılıydı.

“Açık bir İsviçre”

İsviçre Otelciler Birliği Başkanı Martin von Moos, sonucun açıklanmasının ardından yaptığı değerlendirmede seçmenin “açık ve uluslararası bağlantıları güçlü bir İsviçre” yönünde tercih yaptığını söyledi.

Referandumun “hayır” ile sonuçlanması, İsviçre seçmeninin, son yıllarda Avrupa genelinde yükselen göç karşıtı dalgaya rağmen, gözünü karartıp ekonomik gerçeklere sırtını dönmeye razı olmadığını gösteriyor. Halkın kararında özellikle sağlık, yaşlı bakımı, araştırma, teknoloji ve hizmet sektörlerinde çalışan yüz binlerce göçmen emekçinin ülke ekonomisinin ayrılmaz bir parçası olduğuna ilişkin argümanları benimsemesi etkiliydi.

SVP kaybetti, ama hezimete uğramış sayılmaz

SVP referandumun kaybedeni olmakla birlikte mutlak bir yenilgiye uğratılmış olduğunu ileri sürmek abartılı olur.

Sonuçta yaklaşık iki seçmenden biri öneriye destek verirken göç ve nüfus artışını İsviçre siyasetinin merkezi tartışma konusu kılma kararlılığını da ortaya koyuyordu.

SVP Başkanı Marcel Dettling, sonuçların belli olması sonrasında yaptığı değerlendirmede, “Tek bir sorun bile çözülmüş değil” diyerek kampanyadaki temel tezlerini savunmayı sürdürdü. Dettling’e göre konut sıkıntısı, kira artışları, trafik yoğunluğu ve altyapı üzerindeki basınçlar sürüyor ve bunların önemli bir bölümü hızlı nüfus artışıyla bağlantılı.

Bu yaklaşım yalnızca İsviçre’ye özgü değil. Avrupa’nın birçok ülkesinde sağ popülist hareketler, göçü artık yalnızca ülkelerin kültürel kimliği veya güvenlik konusu olarak değil, konut, ulaşım, eğitim ve sosyal devlet kapasitesiyle ilişkilendirerek yani bir refah meselesi olarak da tartışıyor.

Referandum sonucu bu siyasal tavır alışı geçersizleştirmiş değil; yalnızca SVP siyasetinin hükümet siyaseti olmasının reddini sağladı.

Kentler ile kırsal bölgeler arasındaki ayrışma

Oylama sonuçları İsviçre toplumundaki coğrafi ve sosyal farklılıkları da görünür hale getiriyor.

Uluslararası kurumların, üniversitelerin ve hizmet sektörünün yoğunlaştığı büyük kentlerde “hayır” öne çıktı. Buna karşılık, kırsal bölgelerde ve nüfus artışının daha yoğun hissedildiği alanlarda “evet” oylarının daha yüksek olduğu görüldü.

Bu tabloya bakılınca, göç konusundaki kaygıların yalnızca yabancı düşmanlığına indirgenemeyeceği anlaşılabiliyor. Birçok seçmenin kararında, ev sahibi olmanın maliyetinin ve kiraların yükselmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimdeki tıkanmalar, ulaşım altyapısının yetersizleşmesi gibi sorunlar etkili oldu.

Göçmenlere karşı göçmenler

1980’lerde Filipinler’den İsviçre’ye göç eden Maria Lalu da oyunu öneriden yana kullanan seçmenler arasındaydı. AP’nin haberine göre Lalu, birçok İsviçreli destekçinin ortak bakış açısını özetleyen şu düşünceleri paylaştı: “Göçe karşı değilim, ben de yabancıyım. Ama daha düzenli bir göç politikası gerektiğini düşünüyorum."

Buna karşılık Cenevre’de yaşayan öğretmen Natascha Robert, aynı haberde öneriye karşı oy verdiğini çünkü İsviçre’nin Avrupa’dan uzaklaşmasını istemediğini söyledi. Robert, “Daha çok yabancı var diye kendimi daha az İsviçreli hissetmiyorum” diyerek kampanyada öne çıkarılan kültürel kaygılara itiraz etti.

İnsan hakları savunucularının kaygısı

İnsan hakları örgütleri ve göçmen hakları savunucuları için referandumun reddedilmesi önemli bir ferahlama duygusu sağladı.

Eleştirenlerin açısından girişim, nüfus artışını teknik bir mesele gibi sunarken, fiilen göçmenleri ve sığınmacıları toplumsal sorunların başlıca sorumlusu olarak işaret ediyordu. Bu yaklaşımın kabul görmesinin aile birleşimi hakkı, iltica hakkı ve uluslararası koruma yükümlülükleri üzerinde ciddi basınçlar oluşturabileceğine dikkat çekildi. İnsan hakları çevreleri, sonucun bu açıdan önemli bir fren mekanizması oluşturduğunu belirtti.

İsviçre aslında neye karar verdi?

Siyaset bilimcilere göre seçmenler göç konusundaki kaygıları reddetmedi; yalnızca önerilen çözümün maliyetini fazla yüksek buldu.

Reuters’ın sorularını yanıtlayan GFS Bern araştırma enstitüsünden Urs Bieri’ye göre, seçmenlerin önemli bir bölümü nüfus artışından rahatsızlık duyuyor. Ancak aynı seçmenler Avrupa Birliği ile ilişkilerin bozulmasından, işgücü açığının büyümesinden ve ekonomik istikrarın zarar görmesinden de çekiniyor.

Brieri bu nedenle sandık sonucunun “Göç iyidir” ya da “Göç sorun değildir” şeklinde okunamayacağını, sonucun seçmenin “Sorunlar var ama çözüm bu değil” şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

21. yüzyılın bitmeyecek tartışması

İsviçre referandumu, esasen yalnızca İsviçre hakkında bir halk oylaması sayılmaz. Aynı ekonomik düzen dünyanın birçok yerinde aynı sorunlar ve sonuçlarla çıkageliyor. Yaşlanan toplumlar daha fazla emek gücüne ihtiyaç duyarken, bu açığın göçmen emeğiyle ikamesi siyasal tartışmaların merkezine yerleşiyor. İklim değişikliği, savaşlar, eşitsizlikler, bölgesel çatışmalar, ambargolar, inanç ve kimliklerin baskılanması  milyonlarca insanı evlerinden ve ülkelerinden ederken, varış ülkelerinde konut krizi, ücret baskısı ve sosyal devletin geleceği üzerine tartışmaları büyütüyor.

(AEK)

Haberin tamamını Bianet üzerinde oku