Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 11 Haziran’da Sofya’da Bulgaristan Cumhurbaşkanı İliyana Yotova, Başbakan Rumen Radev ve Dışişleri Bakanı Velislava Petrova-Chamova ile art arda görüştü.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı temsilen Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Zirvesi’ne katılan Fidan, zirvenin hemen ardından ikili temaslarını sürdürdü. Gündem oldukça yoğundu: enerji, ulaştırma, savunma sanayii, göç yönetimi, Karadeniz güvenliği ve Türkiye-AB ilişkileri.
Toplantı fotoğrafları standart bir protokol trafiği izlenimi verse de bu ziyaretin zamanlaması ve içeriği Türkiye’nin Balkan politikasındaki yeni yönelişini okumak için güçlü bir mercek sunuyor.
Fidan görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada “güçlü Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinin ortak geleceği şekillendirdiğini” vurguladı.
Bulgar tarafı ise Başbakan Radev’in ağzından daha da net konuştu:
Türkiye yalnızca komşu ve dost değil; güvenlik, göç, enerji ve ulaşım bağlantısı gibi pek çok alanda kilit ortağımız.
Bu ifade hem Türk diplomasisinin bölgedeki ağırlığını hem de Sofya’nın Ankara’yı nasıl gördüğünü kısa bir cümlede özetliyor.
Bu görüşmeyi sadece ikili ilişkiler penceresinden okumamak gerekiyor. Sofya, Brüksel’e açılan bir kapı; Türkiye ise o kapının önünde bekleyen değil, kapının iki tarafında da aynı anda hareket etmeyi başaran bir aktör olarak öne çıkıyor.
Göç hattının güvenlik boyutu: Sofya bu denklemde nerede duruyor?
Türkiye-Bulgaristan sınırı, Avrupa’ya yönelik göç hareketlerinin en yoğun güzergâhlarından biri olmayı sürdürüyor. Balkan rotası son iki yılda yeniden hareketlendi; Batı Balkanlar üzerinden Orta Avrupa’ya uzanan bu hat, Avrupa’nın göç yönetimindeki en sancılı damarlarından birini oluşturuyor.
Bulgaristan bu hattın Türkiye tarafındaki ilk AB üyesi ülkesi konumunda. Dolayısıyla Ankara-Sofya koordinasyonu, salt ikili bir dosya olmaktan çıkıp Avrupa’nın sınır güvenliği mimarisinin hayati bir parçasına dönüşmüş durumda.
Türkiye bu konuda elinde somut bir güç unsuru taşıyor. Milyonlarca mülteciye ev sahipliği yaparken Avrupa’ya geçişi hem kontrol ediyor hem de diplomasi masasında hesaplı bir biçimde kullanıyor.
Bu iki boyut dışarıdan bakıldığında çelişkili görünebilir; aslında Ankara hem insani yükü taşıyor hem de bu yükün mali ve siyasi sonuçlarını paylaşmak için muhataplarını masaya davet ediyor. Bulgaristan’la kurulan sınır güvenliği mekanizmaları bu yaklaşımın en görünür çıktıları.
Sofya yönetimi de bunun farkında. Bulgar tarafı, göç ve sınır güvenliği konularında Türkiye ile eşgüdümü derinleştirme isteğini açıkça dile getiriyor. Çünkü gerçekte şöyle bir denklem var:
Edirne tarafında işler iyi yönetilirse, Sofya tarafında riskler azalır.
Fidan, bu ziyarette tam da bunu sağlamaya yönelik hem teknik hem de siyasi kanalları güçlendiren mesajlar verdi.
Bu, Brüksel’e dolaylı bir hat üzerinden gönderilmiş sakin ama net bir uyarı aynı zamanda: Türkiye hesaba katılmadan Avrupa’nın dış sınırı yönetilemez.
Enerji koridoru: BOTAŞ-Bulgargaz tartışmasından stratejik ortaklığa
Ziyaretin en somut başlıklarından biri enerjiydi. Bir süredir kamuoyuna yansıyan BOTAŞ-Bulgargaz sözleşmesine dair tartışmalar, zaman zaman iki ülke arasında “gaz krizi” hissi yaratan bir gerginlik yaratmıştı.
Sofya’daki temaslarda bu dosya masaya serildi ve taraflar bu sorunu bir anlaşmazlık başlığından ziyade daha kapsamlı bir enerji ortaklığına dönüştürülmesi gereken bir başlık olarak ele aldı.
Burada Ankara’nın yaklaşımı oldukça dikkat çekici. Türkiye, enerji alanında artan kapasitesini ve transit konumunu, komşularıyla ilişkilerde baskı unsuru haline getirmeden, karşılıklı kazanca dayalı bir zeminde kullanmayı tercih ediyor.
Bulgaristan içinse bu, Rus gazına bağımlılığı azaltma ve kaynak çeşitliliğini artırma fırsatı anlamına geliyor. Türkiye açısından ise hem gelir akışının sürekliliği hem de Güneydoğu Avrupa enerji altyapısında merkezî rolün pekişmesi söz konusu.
Daha büyük resme baktığımızda, Türkiye’nin Yunanistan ve Bulgaristan üzerinden kurduğu paralel enerji bağlantıları aslında tek bir stratejinin iki ayağı gibi duruyor.
LNG terminalleri, depolama kapasitesi, boru hatları ve elektrik iletim projeleri birleşince, Ankara’nın elinde yalnız “enerji taşıyan ülke” kimliğinin ötesine geçen bir güç birikimi oluşuyor. Fidan’ın Sofya’da bu başlığa ağırlık vermesi, bu birikimin farkında olan bir diplomasinin işareti.
NATO’nun güney kanadı, Karadeniz güvenliği ve bölgesel denge
Bulgaristan, NATO üyesi olarak Karadeniz kıyısında önemli bir konuma sahip. Türkiye ise ittifakın hem Karadeniz hem de Doğu Akdeniz hattında belirleyici ülkesi.
Fidan’ın temaslarında Ukrayna savaşı, Karadeniz güvenliği ve ittifak içi koordinasyonun yoğun biçimde ele alındığı anlaşılıyor.
Montrö Sözleşmesi üzerinden boğazların rejimini uygulayan Ankara, Karadeniz’de tansiyonun kontrol edilmesinde benzersiz bir role sahip. Bulgaristan bu resimde kuzey kıyısında NATO varlığını taşıyan bir partner niteliği taşıyor.
Burada Türkiye’nin hassas denge arayışını unutmamak gerek. Ankara, hem Rusya ile iletişim kanallarını açık tutuyor hem de NATO müttefiklerine Karadeniz güvenliği konusunda öngörülebilir bir pozisyon sunuyor. Bu hiç de kolay bir denge değil.
Fidan’ın Sofya’da yaptığı temaslar, bu dengenin Bulgaristan üzerinden güçlendirilmesi olarak da okunabilir. İki ülke Karadeniz’de mayın güvenliği, deniz trafiği ve erken uyarı mekanizmaları konusunda ne kadar uyumlu hareket ederse, bölgesel riskler de o kadar yönetilebilir hale gelir.
NATO’nun önümüzdeki zirvesinde savunma harcamaları, doğu cephesinin güçlendirilmesi ve Karadeniz stratejisinin güncellenmesi tartışılacak.
Sofya ziyareti, Türkiye’nin bu zirveye bölge ülkeleriyle uyumu yüksek, elinde somut iş birliği dosyaları olan bir aktör olarak gitmesini sağlıyor. Bu da Brüksel’de Ankara’nın argümanlarını güçlendiren sessiz bir zemin hazırlıyor.
Batı Balkanlar, azınlık diplomasisi ve Türkiye’nin genişletilmiş etki sahası
Ziyaretin görünmeyen ama en önemli boyutlarından biri, Türkiye’nin Batı Balkanlar’daki genel stratejisiyle bağlantılı. Ankara, uzun süredir Bosna-Hersek’ten Kosova’ya uzanan hatta hem ekonomik hem kültürel hem de güvenlik eksenli ilişkiler kuruyor.
Sofya ise bu haritanın AB üyesi halkası. Bu nedenle Bulgaristan’la ilişkiler ikili bir dosya olmanın yanı sıra Türkiye’nin tüm Balkan politikası için bir çarpan etkisi üretiyor.
Fidan’ın Sofya’da Türk iş insanlarıyla buluşması, soydaş temsilcilerle temas kurması ve Sofya Yüksek İslam Enstitüsü’nü ziyaret ederek bölge müftüleriyle görüşmesi, bu çok katmanlı yaklaşımın pratik örnekleri.
Bu adımlar, Türkiye’nin bölgeye devletlerle birlikte toplumlar ve yerel yapılar üzerinden de dokunma isteğini gösteriyor. “Devletle konuşuyorum ama sokağı da ihmal etmiyorum” diyen bir diplomasi dili bu.
Burada Türkiye’yi olumsuz gösterecek bir tablo çıkarmaya çalışan okumalara mesafeli durmakta fayda var.
Zira Ankara’nın bölgedeki varlığı, dönem dönem eleştirel dille tartışılsa da sahada bakıldığında şu gerçek çok net bir şekilde karşımıza çıkıyor: Türkiye, Balkanlar’da istikrara, ticari akışa, enerji güvenliğine ve kültürel bağların korunmasına yatırım yapan bir aktör. Sofya ile kurulan diyalog hattı, bu yaklaşımın hem simgesi hem de aracı konumunda.
Sofya’dan Brüksel’e uzanan hat: Türkiye ne istiyor; ne alabilir?
Ziyaretin sonunda Türkiye’nin ne hedeflediğini şöyle özetleyebiliriz:
- Bulgaristan üzerinden AB başkentlerine giden hattı güçlendirmek.
- Enerji ve göç dosyalarında vazgeçilmez ortak konumunu pekiştirmek.
- NATO içinde Karadeniz ve Balkan güvenliği alanında koordinasyonu derinleştirmek.
- Balkanlarda kurduğu yumuşak güç ağını somut dış politika kazanımlarına dönüştürmek.
Peki, bu hedeflerin ne kadarı gerçekçi?
Bana kalırsa Türkiye iyi planlanmış bu tür ziyaretlerle üç düzeyde kazanım elde edebilir.
İlk olarak, AB bünyesinde Türkiye’ye yönelik daha dengeli ve rasyonel bir bakış açısının yerleşmesine katkı sunuluyor. Özellikle sınır ülkeleri ile enerji arzına duyarlı Avrupa başkentlerinde bu etki daha net hissedilecektir.
İkinci olarak, bölgesel kriz anlarında Ankara’nın üstleneceği arabuluculuk ve koordinasyon rolleri daha geniş bir kabul görecektir çünkü bunun diplomatik altyapısı önceden inşa edilmektedir.
Üçüncü olarak ise enerji ve göç gibi kritik alanlarda karşılıklı bağımlılık ilişkisi berraklaştıkça Türkiye’nin küresel siyaset sahnesindeki diplomatik manevra alanı daha da genişleyecektir.
Net bir değerlendirme yapmak gerekirse, Ankara bu rasyonel ve dengeli çizgiyi muhafaza ettiği, Sofya gibi kritik başkentlerle olan ilişkilerini sabırla derinleştirerek bunu Brüksel eksenine doğru taşıyabildiği müddetçe yakın gelecekte Balkanlar jeopolitiği değerlendirilirken Türkiye’den bir dış aktör olarak bahsedilmesi mümkün olmayacaktır.
Bu coğrafya, Türkiye’nin iç siyasi dinamiklerini, ekonomik parametrelerini ve ulusal güvenliğini doğrudan etkileyen bir “hinterland” niteliğinde.
Bu açıdan Fidan’ın gerçekleştirdiği Sofya ziyareti, bu jeopolitik gerçeği diplomasinin diliyle tescil eden, gösterişten uzak fakat etkisi uzun vadeye yayılacak stratejik bir adım.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
hakan fidanBULGARİSTANGöktuğ ÇalışkanGöktuğ Çalışkan Independent Türkçe için yazdıGöktuğ ÇalışkanPazartesi, Haziran 15, 2026 - 09:00Main image:
TÜRKİYE'DEN SESLERType: newsSEO Title: Sofya'dan Brüksel'e uzanan hat: Fidan'ın ziyareti tesadüf değilcopyright Independentturkish:<p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev tarafından kabul edildi / Fotoğraf: AA</p>