Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporu, Genel Kurul’a taşınmasıyla yalnızca Ankara’nın AB üyelik sürecindeki durgunluğa işaret etmekle kalmadı. Türkiye’de hukuk devleti, temel haklar ve demokratik siyaset alanındaki gerilemeyi yeniden Avrupa gündemine taşıdı.
Raporun kamuoyuna açıklanması, özellikle yargı bağımsızlığı, muhalefete dönük baskılar, Kürt meselesi, yerel yönetimlere müdahaleler ve ifade özgürlüğü başlıkları nedeniyle Türkiye'de de tartışma yarattı.
Ankara raporu “önyargılı” bulurken, Avrupa Parlamentosundaki merkez, sol, liberal ve yeşil gruplar, Çarşamba günü oylanacak metne değişiklik önergelerinde, Türkiye ile ilişkilerin haklar ve demokrasi zemini dışında normalleştirilemeyeceğini, raporda olduğundan daha güçlü ifadelerle dile getiriyor.
CHP’ye yönelik baskı ve yargı müdahalesi
Eski ALDE grubunun 2019’dan sonra Emmanuel Macron’un Renaissance hareketiyle ittifakı sonrasında aldığı adla Avrupa Yenilenmesi (“Renew Europe”) ve Sosyalistler ve Demokratlar (S&D) gruplarının önergelerinde, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin 21 Mayıs 2026’da CHP kongresini iptal ederek Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden genel başkan yapması, “devletin ana muhalefet partisinin içişlerine müdahalesi” olarak niteleniyor.
24 Mayıs’ta CHP genel merkezine yapılan polis baskını hatırlatılarak, yaşananların zaten kısıtlı olan partiler arası yarıştan “tam otoriter rejime geçiş” anlamına gelebileceği uyarısı yapılıyor.
Ekrem İmamoğlu ve Akın Gürlek’in 4 bin sayfalık iddianamesi
Raporda, eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek sorumluluğunda hazırlanan iddianameye dikkat çekiliyor. Bu iddianamede Ekrem İmamoğlu için 142 suçtan 2 bin 430 yıla kadar hapis cezası istendiği hatırlatılıyor. Ayrıca İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptali ve hakkındaki “siyasi casusluk” iddianamesi de kınanıyor. Bunun yanı sıra, CHP’li belediye başkanı Mustafa Bozbey’in tutuklanması da raporda eleştirilen konular arasında.
“Kötü ünlü” Eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek
Raporda yeni adalet bakanı Akın Gürlek’in de “yaptırım listesi”ne alınmasına yönelik bir öneri yer alıyor. Gürlek, Ekrem İmamoğlu hakkındaki 4 bin sayfalık iddianamenin sorumlusu olarak “kötü ünlü” ifadesiyle anılıyor. Türkiye raporunun Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı grubu adına gölge raportörü olan Slovenyalı AP üyesi Vladimir Prebilič T24’te yayımlanan Cansu Çamlıbel’le röportajında, taslağın hazırlık sürecinde Ankara’nın bilgilendirildiğini ve Türk yetkililerden “Bu ismi çıkartmanız için yapabileceğimiz bir şey var mı” sorusunun yöneltildiğini aktardı.
39 belediye başkanının görevden alınması
Mart 2024’ten bu yana CHP’den 29 ve DEM’den 10 belediye başkanının görevden alınması, bu belediyelerden 13’üne kayyum atanması ve belediye şirketleri için Cumhurbaşkanı onayı şartı getirilmesi, rapora göre “yerel özerkliğin tasfiyesi” sayılıyor.
Medya ve ifade özgürlüğü: TELE1’e el konulması
TELE1’in kayyuma devri “medya özgürlüğüne saldırı” olarak kınanırken, Deutsche Welle muhabiri Alican Uludağ’ın 90 günlük tutukluluğu, Merdan Yanardağ’ın “casusluk”tan tutuklanması ve BirGün muhabiri İsmail Arı’nın “dezenformasyon” suçlamasıyla tutuklanması örnek gösteriliyor.
N-82 ve G-87 kodlarıyla sınır dışı edilen din görevlileri
N-82 ve G-87 kodlarıyla fişlenen yüzlerce Hristiyan papaz, misyoner ve ailelerinin “ulusal güvenlik tehdidi” oluşturdukları gerekçesiyle sınır dışı edilmesi kınanıyor. Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları Grubu (ECR) önergelerinde ayrıca “geçen yüzyıldaki 3,5 milyon Hristiyanın soykırımı” ifadesini kullanıyor. Raporda 1971’den beri kapalı olan Heybeliada/Halki Ruhban Okulu’nun yeniden açılması memnuniyetle karşılanıyor ve düzgün işleyişinin önündeki tüm engellerin kaldırılması talep ediliyor.
“Mavi Vatan” ve Kıbrıs: Savaş suçları, işgal ve savaş nedeni
Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları Grubu (ECR), Türkiye’nin 1974 Kıbrıs işgali sırasında sivillerin öldürülmesi, tecavüz, zorla kaybetme ve yüzbinlerce kişinin yerinden edilmesini “savaş suçu” olarak niteliyor. Grup, Kıbrıs’taki AB toplantılarına giden Yunanistan, Fransa ve Hollanda hükümetlerinin bakanlarını taşıyan uçağa Türk Hava Kuvvetlerince tacizde bulunulmasını da kınıyor. Raporda ayrıca Türkiye’nin Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarması halinde bunu savaş nedeni (casus belli) sayacağı “tehdidi” “müttefikler arasında kabul edilemez” olarak niteleniyor.
Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi'nin (DEHUKAM) "Mavi Vatan"ı yasalaştırma taslağı da eleştirilen konular arasında.
"Mavi Vatan" nedir?
Türkiye’nin Ege, Akdeniz ve Karadeniz’deki deniz yetki alanlarına (karasuları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge) ilişkin hak iddialarını bütüncül bir doktrinle tanımlayan stratejik kavram. İlk kez 2006’da ortaya atılan doktrin, 2010’ların sonunda Türkiye’nin resmi dış politika unsuru haline geldi. Özellikle Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının keşfiyle birlikte Ankara, bu bölgede daha aktif bir politika izlemeye başladı. Doktrin, en çok Yunanistan ile Ege ve Doğu Akdeniz’deki anlaşmazlıkları tırmandırdı; Atina, doktrini “yayılmacı” ve egemenlik haklarına tecavüz olarak görüyor.
AB fonları: 24 milyar Euro sorgulanıyor
Almanya’daki AfD'ye paralel çizgilerde yer alan milletvekillerini temsil eden Egemen Uluslar Avrupası Grubu (ESN) Türkiye’nin 2027’ye kadar IPA (Instrument for Pre-Accession Assistance / Katılım Öncesi Yardım Aracı) ve göç yardımından toplam 24 milyar Euro’nun üzerinde AB desteği almış olacağını vurgulayarak katılım müzakerelerinin resmen kapatılmasını ve bunun yerine stratejik ortaklık modelinin beninsenmesini öneriyor.
Aşırı sağcı Avrupa Vatanseverleri (PfE) Grubu da IPA fonlarının kesilmesini istiyor.
Diyanet’in Avrupa’daki “yeni strateji”sine eleştiriler
ESN, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın AB ülkelerindeki faaliyetlerini genişletmek için Avrupa’daki Türk gençlerini Türkiye’de eğiterek bir “dinsel, eğitsel ve sosyal nüfuz ağı” kurduğu iddiasında. Bu politika, devlet tarafından finanse edilen ve yasal kısıtlamaları aşmayı hedefleyen bir girişim olarak kınanıyor.
Hamas ve Müslüman Kardeşlerle bağlar
Renew, ECR ve PfE, Türkiye’nin AB’nin "terör listesi"nde yer alan Hamas’a “aktif desteğini” ve Müslüman Kardeşler ağlarına verdiği finans, medya ve lojistik yardımı kınıyor. 7 Ekim saldırısını kınamayan Türkiye’ye uyarı yapılıyor.
LGBTI+ ve kadın hakları ihlalleri eleştirilmesin
ESN grubu Avrupa Parlamentosu’nun özgün metninde yer alan “Aile Yılı ideolojik ve gericidir”, “kadınların kamusal alanda görünürlüğü azaltılıyor”, “şiddet aile içi özel bir mesele gibi ele alınıyor” gibi Türkiye'ye yönelik tüm sert eleştirilerin metinden çıkarılmasını öneriyor. ESN, Türkiye’nin kültürel ve sosyal açıdan muhafazakâr bir ülke olduğunu vurguluyor. Bunlar yerine, İstanbul Pride yasağını ve cinsiyet değiştirme tedavisine getirilmesi planlanan kısıtlamaları Türkiye’nin kendi iç işi olarak gördüğünün ifade edilmesini istiyor. AB’nin Türkiye’nin ulusal kimliğine saygı duymasını talep ediyor.
Dron üretimi ve stratejik ortaklık
Raporda, Türkiye’nin dünyanın en büyük dron üreticilerinden biri olduğu, Türk dron firmalarının AB genelindeki şirketlerle stratejik anlaşmalar, teknoloji transferi ve ortak girişimler yoluyla sanayi ve teknoloji ortaklıklarını genişlettiği belirtiliyor. Bu çerçevede Türkiye’nin Avrupa savunma mimarisinde önemli bir ortak haline geldiği vurgulanıyor.
Suriyeli göçmenler: Geri dönüşlere destek ve AB’ye “örnek”
ESN Grubu’nun önergesinde, Beşar Esad rejiminin düşmesinin ardından Suriyelilerin Türkiye’den geri dönüş hızının önemli ölçüde arttığı, Aralık 2024 ile 2025 sonu arasında 550 bini aşkın Suriyelinin geri döndüğü belirtiliyor. ESN, Türkiye’nin bu “geri dönüşleri kolaylaştırma” politikasını desteklediğini ekliyor ve AB üye ülkelerini Türkiye’nin bu örneğini izlemeye davet ediyor. Ayrıca, Türkiye’nin göç akımlarını AB üzerinde jeopolitik bir baskı aracı olarak kullanması da kınanıyor.
2028 seçimleri ve katılım sürecinin sonu: “Güçlendirilmiş gözlem mekanizması”
Renew Grubu’nun önergesinde, AB Komisyonu’na Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bünyesindeki Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR) ve Avrupa Konseyi ile birlikte çalışarak Türkiye'deki 2028 genel seçimleri için “tüm seçim döngüsünü kapsayan sağlam ve güçlendirilmiş bir izleme mekanizması” oluşturması çağrısı yapılıyor.
Daha da önemli olarak grup bu mekanizmanın bulgularının, “resmen dondurulmuş katılım sürecinin hâlâ sürdürülüp sürdürülemeyeceğini veya bu sürecin sona erip ermediğini” değerlendirmek için kullanılmasını öneriyor.
Sol Grubun uyarısı: “Güvenli ülke” statüsüne itiraz
Sol Grubun önergesindeyse, Türkiye’nin AB tarafından “güvenli menşe ülke” olarak değerlendirilmesine karşı çıkılıyor. Bu statü, ülkenin vatandaşlarının iltica başvurularının sistematik olarak reddedilebilmesinin önünü açıyor.
Önergede, Türkiye’de yaygın insan hakları ihlalleri, siyasi baskılar ve keyfi tutuklamalar varken, ülkenin “güvenli” sayılmasının AB’nin İltica Usulü Tüzüğü’nün 61. Maddesine aykırı olduğu belirtiliyor. Buna göre, bir ülkenin güvenli kabul edilebilmesi için sistematik zulüm veya ciddi zarar riskinin bulunmaması gerekiyor. Sol Grup Türkiye’nin bu koşulları sağlamadığını savunuyor.
(BY/AEK)