Birgün
Birgün
2 saat önce

Cop, tabut ve 15-16 Haziran

Dünkü BirGün’ün üçüncü sayfasında “Hak arayan öğretmene cop!” haberinin içinde fotoğraflar vardı. O fotoğraflardan birinde bir öğretmen avuçlarını açmış gösteriyordu. Eğer gazeteyi internetten okuyorsanız, o kanlı iki elin renkli fotoğrafı sizi daha çok etkilemiştir.

Cop sözcüğünün altında bir kadın öğretmenin ileriye uzanmış ve açılmış kanlı avuçlarını görmek beni 12 Eylül’ün Mamak’ına götürdü. Her gün onlarca cop yediğimiz cezaevine.

Uzat, uzat, uzat!” diye seslenirdi koğuş kapısındaki er gardiyan. Mazgaldan uzattığımız avuçlarımıza gücünün ve vicdanının sınırlarını zorlayarak indirirdi copları. Cop bazen avucu geçip de bileğimizin damarlı iç kısmına geldiğinde, anında orada da mosmor bir cop izi belirirdi.

Tabutluklar da vardı Mamak’ta. Tutukluları fiziki ve psikolojik olarak çökertmek amacıyla tasarlanmış dar, havasız, kapkara hücreler…

Oraya da, Özşen Madencilik’in yeraltında açlık grevinde olan işçilerinden İbrahim Basatlı’nın eşine söyledikleri aldı götürdü: “24 tane tabut hazırlayın! Buradan ölmeden çıkmak yok!

24 işçinin açlık grevi yaptığı yeraltındaki havasız ve karanlık maden ocağı Mamak’ın tabutluklarından geniştir. Orada omuz omuza vermiş 24 madencinin direnişi üzerlerindeki toprağı delip çıkar güneşe. Dışarıdakilere sıkılan kurşunlar da durduramaz tabutlarını çağıran işçileri. Ölümden ötesi yok!

Kendini yerin 1200 metre altına kilitlemiş madencinin de yerin üstünde avuçları kanlı öğretmenin de istediği aynı. Aylardır verilmeyen maaşlarının verilmesi, o maaşların yatlara katlara değil, insanca yaşama yetmesi…

Türkiye’nin dört bir yanında ağacını, havasını, suyunu, toprağını savunana çevreciler; yaşadıkları ve yaşatılanlar yetmiyormuş gibi 12. Yargı Paketi’yle dayatılacaklara karşı çıkan kadınlar ve LGBTİ+’lar; gelecekten yoksun bırakılmış ve yurtdışında hayat arayan gençler; iş cinayetlerinde ölen çocuk işçiler; emekliliğin ancak “tabutta” olabileceği dayatılanlar… Hepsi aynı şeyi çağırıyor:

Yeraltında “tabut hazırlayın” diyen madencinin de yer üstünde coplanıp avuçları kanatılan ve gözaltına alınan öğretmenin de kararlılığı, 15-16 Haziran’ı tarihte durduğu yerden alıp bugünlere taşıma daveti.

15-16 Haziran 1970’te, DİSK öncülüğünde, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını, grev ve toplu iş sözleşmesi hakkını hedef alan düzenlemelere karşı ülke tarihinin en büyük işçi direnişlerinden biri yaşandı. İşçiler, sendika seçme özgürlüğünü ve sınıf sendikacılığını ortadan kaldırmaya dönük yasa değişikliğine görkemli bir itiraz ortaya koydular.

15-16 Haziran’ın görkemi farklı iş kollarından binlerce işçinin birlikteliğinde, direnişlerinin kitleselliğindeydi!

Bugün de Türkiye’nin dört bir yanında yükselen ama henüz birleşip aynı denize akan bir nehir olamamış direnişler var.

Bağımsız Maden-İş’in, 1970 Haziran’ındaki DİSK’in ve 70’lerin ikinci yarısındaki Yeraltı Maden-İş’in duruşuyla direnişlere öncülük eden hali var! Direnişçilere sıkılan kurşunlara “Ölümden korksaydık yerin altına girmezdik!” diye karşı duran Başaran Aksu gibi işçi önderleri var.

Bütün bunlar olurken butlanla şutlanla yatıp kalkmak, 15-16 Haziran’ın “birleş ve diren” çağrısını duymamak çok yazık.

Bugünden geci yok, yapılması gereken tek şey var: Tabutların ve copların konuşulmadığı, herkesin hakkını aldığı, çok partili parlamenter sistem içinde yarışılan, özgür ve eşit vatandaşların ülkesini isteyenlerin ortak ve birleşik mücadelesini örgütlemek!

Coplanmış öğretmenlerin kanlı elleri gözlerimiz önünde, yeraltına tabut isteyen madencilerin cesur sesi kulaklarımızdayken başka sevdalar peşinde koşanı tarih affetmez!

Haberin tamamını Birgün üzerinde oku