Birgün
Birgün
2 saat önce

Berkin’in katili nerede?

Okan TOYGAR - Prof. Dr. / Araştırmacı, Yazar 

“…Ölüler adına 

Bizim Ölülerimiz adına 

Bir ceza istiyorum...”*  

16 Haziran 2013 Pazar sabahı, Okmeydanı’nın tenha bir sokağında, on dört yaşındaki bir çocuk, bir polisin hedef alarak attığı gaz fişeğiyle başından vuruldu. 

Çocuğun adı Berkin Elvan’dı; polisin kimliği ise bilinmiyordu. 

Berkin, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Onu hastaneye ulaştırmaya çalışan araç da aynı polis ekibinin hedefi olmuş, normal koşullarda birkaç dakikada aşılabilecek mesafe ancak uzun bir gecikmeyle kat edilebilmişti. Berkin günlerce yoğun bakımda yaşam mücadelesi verdi. Ailesi hastane koridorlarında umut nöbeti tutuyor, arkadaşları ve milyonlarca insan onun durumunu endişeyle izliyordu. Bekleyiş uzadıkça, ilk günden beri akıllarda dolaşan bir soru daha sık dillendirilmeye başlandı: Gaz fişeğini atan polis kimdi? Bu, hâlâ bilinmiyordu. Oysa olay yerinde görev yapan ekip belliydi. Olay anına ilişkin ayrıntılar her geçen gün biraz daha netleşiyor, sosyal medyada yayılan görüntülerde eli sargılı bir polisin nişan alarak Berkin’e gaz fişeği attığı görülüyordu. Kısacası, failin tespit edilmesi hiç de zor değildi. Buna rağmen günler geçiyor, polisin kimliği açıklanmıyor, hakkında herhangi bir yargı süreci başlatılmıyordu. Ortada öldürülen bir çocuk vardı; görüntüler, tanıklar vardı. Olay yerindeki polisler ve görev listeleri de biliniyordu. Buna karşın hakikate giden yol, açıklanması güç bir biçimde uzuyor, dolaşıyor ve tıkanıyordu.  

***

Soruşturma yerinde sayarken, Berkin hastanede yaşam mücadelesini sürdürüyordu. Günler, haftalar, aylar boyunca ondan gelecek iyi bir haber beklendi. Ne var ki 11 Mart 2014 Salı günü, bu bekleyiş acı bir sonla noktalandı: Berkin yaşamını yitirmişti. Ölüm haberi ülkeye hızla yayılırken dosyada hâlâ tek bir sanık bile yoktu.  Ailenin ve avukatlarının ısrarlı başvuruları, bilirkişi incelemeleri ve görüntü çözümlemeleri sonucunda iddianame ancak 20 Aralık 2016’da hazırlanabildi. O güne dek adı resmi olarak açıklanmayan polis memurunun kim olduğu da iddianameyle birlikte ortaya çıktı: Fatih Dalgalı. Dava ise 2017 yılında, yani olaydan yaklaşık 4 yıl sonra başlayabildi. Ne var ki dava açılmış olsa da, adalet arayışını gölgeleyen sorunlar devam etti. Yargılama boyunca Dalgalı tutuklanmadı; bir gün bile gözaltına alınmadı ve polislik görevini sürdürdü. Soruşturmanın genişletilmesi ve olaydaki diğer sorumluların ortaya çıkarılmasına yönelik taleplerin çoğu yanıtsız bırakıldı. Olay yeri incelemesi bile 6 yıl sonra yapıldı. Duruşmalara SEGBİS aracılığıyla katılan sanık polis, kimi zaman değiştirdiği görünümüyle çehresinin hafızalarda yer etmesini zorlaştırmaya çalışan bir tutum sergiledi. Dava, yıllara yayılan gecikmeler ve engeller zincirine dönüşmüştü. İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Haziran 2021’de Fatih Dalgalı’yı Berkin Elvan’ı “olası kastla öldürme” suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm etti. Ancak mahkeme, bu cezaya rağmen tutuklama kararı vermedi; yalnızca yurtdışına çıkış yasağıyla yetindi. Karar 2023 yılında istinaf mahkemesince onandı, 29 Temmuz 2025’te ise Yargıtay tarafından kesinleştirildi. Böylece bir çocuğun vurulmasıyla başlayan dava, olayın üzerinden 12, Berkin Elvan’ın ölümünün üzerinden ise 11 yıl geçtikten sonra hukuken sonuçlanmış oldu. Ne var ki soruşturma ve yargılama süreci boyunca adalet duygusunu zedeleyen tablo, kararın kesinleşmesinden sonra da değişmedi. Hukuki sürecin tamamlanmasının ardından aylar geçmesine rağmen Fatih Dalgalı hakkında verilen cezanın infazına başlanıp başlanmadığını hâlâ bilmiyoruz. Bu durum, mahkûmiyet kararının kâğıt üzerinde kaldığı ve sanığın cezaevine girmediği yönündeki kuşkuları güçlendiriyor. 

***

Türkiye’de henüz suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olmayan insanlar aylarca, hatta yıllarca cezaevinde tutulurken; on dört yaşında bir çocuğun ölümüne neden olmaktan mahkûm edilen bir polis etrafında oluşmuş bu cezasızlık görüntüsü, bu ülkede adaletin nasıl dağıtıldığını gözler önüne sermiyor mu? Üstelik bu tablo, yalnızca Berkin Elvan davasına özgü değildir. Roboski’de parçalanan çocuklarımızdan, Sivas’ta, Suruç’ta ve Ankara Gar Katliamı’nda yitirdiklerimize kadar, Türkiye’nin yakın tarihi, adaletin geciktiği, eksik kaldığı ya da hiç gerçekleşmediği sayısız ölümün, katliamın ve hesabı sorulmamış suçun izleriyle doludur. 

Bütün bunların bir adı vardır: “Cezasızlık.”  

Bir kişiyi cezalandırmanın amacı nedir? Yalnızca hukukçuların değil, adalet üzerine düşünen herkesin zaman zaman sorduğu bu soruya verilen yanıtlar değişse de, bugün cezanın amacının intikam değil; toplumu korumak, benzer suçların işlenmesini önlemek ve suç işleyen kişinin yaptığının sonuçlarıyla yüzleşmesini sağlamak olduğu konusunda yaygın bir kabul kanaat vardır. Bu nedenle ceza, yalnızca geçmişte işlenmiş bir suça verilen karşılık değil, toplumun geleceğine dönük bir güvence olarak da düşünülebilir. Peki, suçlu cezalandırılmazsa ne olur? İnsanlar hukukun kendilerini koruyacağına daha az inanır. Cezasızlık yalnızca yeni suçları cesaretlendirmekle kalmaz; bireyleri kendi adaletlerini aramaya yöneltir ve toplumsal barışı zedeler. Berkin Elvan dosyası bize cezasızlığın yalnızca failin hiç ceza almaması anlamına gelmediğini de gösterdi. Geç gelen adalet de, uygulanmayan adalet de cezasızlıktır. Daha vahimi ise cezasızlığın sıradanlaşması, adaletsizliğin kanıksanmasıdır. Bir zamanlar herkes Berkin’i vuran polisin kim olduğunu öğrenmeye çalışıyordu. Yanıtını bildiğimiz bu sorunun yerini arık başka bir soru almalı: 

Fatih Dalgalı nerede? 

* Pablo Neruda’nın “Düşmanlar” (Los Enemigos) adlı şiirinden…  

Dipnot: Bu yazıdaki aktarım ve değerlendirmelerin bir bölümü, Berkin’in annesi Gülsüm Elvan ve babası Sami Elvan ile 13 Şubat 2026 tarihinde yapılan söyleşiye ve davanın avukatlarından Çiğdem Akbulut ile 12 Haziran 2026 tarihinde gerçekleştirilen telefon görüşmesine dayanmaktadır. Katkıları için kendilerine teşekkür ederim.

Haberin tamamını Birgün üzerinde oku