Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 68’i tutuklu 414 ismin yargılandığı İBB davasında 51’inci duruşma görüldü.
İBB DAVASI 15. GÜN Buğra Gökçe’nin avukatı Aynur Tuncel Yazgan: Rüşvetten tutuklu, iddianamede rüşvet yok 2 Nisan 2026Tutuklu sanıklar, avukatlar, gazeteciler ve izleyicilerin salonda yerini almasıyla duruşma başladı.
BirGün'den Kayhan Ayhan'ın aktardığına göre, ünkü duruşmada ilk olarak Fatoş Ayık’ın savunması tamamlandı. Ardından Serap Karay ve Taner Çetin’in savunmaları alındı. Davada savunması alınmayan 14 tutuklu kaldı.
Gökçe’nin annesi de mahkeme salonunda
Buğra Gökce’nin 80 yaşındaki annesi Şeyma Gökce tekerlekli sandalye ile duruşma salonuna gelerek oğluna destek verdi. Gökce’nin eşi Filiz Kahveci Gökce’nin annesi Sevim ve babası Ahmet de salonda hazır bulundu.
15 ay sonra ilk kez mahkemede konuşan Buğra Gökce, duruşma öncesi yaptığı açıklamada,
“15 ay sonra ilk kez konuşacağım. Gerçekler ortaya çıkacak. Tüm dostları Silivri’ye bekliyorum. Önce Özgürlük, Önce Adalet!” ifadelerini kullanmıştı.
“İddiaların tamamı, yıllardır yaptığım kamu görevlerinin doğasına aykırıdır”
Gökce savunmasına, kendisini uzun yıllara dayanan kamu görevi üzerinden anlatarak başladı:
“1996’dan bu yana sürdürdüğüm otuz yıllık kamu görevim boyunca millete hizmet etmeyi bir sorumluluk olarak gördüm. Ben kendimi hiçbir zaman bir makamın sahibi olarak değil, bu ülkeye hizmet etmekle yükümlü bir kamu görevlisi olarak tanımladım. Bugün burada, 30 yıl boyunca tek bir disiplin soruşturması bile geçirmemiş bir kamu görevlisi olarak, 15 aylık bir tutukluluğun ardından hâkim karşısında bulunuyorum. Bu durum benim için sadece bir yargılama değil, aynı zamanda bir muhasebedir.”
İzmir’deki görev sürecine de değinen Gökce, geçmişte yaşadığı idari süreçleri ayrıntılı şekilde anlattı:
“2008 yılında İzmir 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na şehir plancısı üye olarak atandım. O dönemde alınan bazı kararlar içinde özellikle Allianoi Antik Kenti ile ilgili süreçte, bilimsel ve mesleki gerekçelerle şerh koydum. Bu şerhi koyduğum için daha sonra görev yerimin değiştirilmesiyle karşılaştım. Bunu hiçbir zaman kişisel bir kırılma olarak görmedim ama mesleki vicdanımın gereğini yaptım.”
Gökce, kendisine yöneltilen suçlamalara ilişkin şöyle dedi:
“Bana yöneltilen iddiaların tamamı, yıllardır yaptığım kamu görevlerinin doğasına aykırıdır. İhale süreçleriyle ilgili olarak söylüyorum; kimi zaman ihaleyi bölmediğimiz için, kimi zaman böldüğümüz için suçlandık. Yani ortada teknik bir değerlendirme yok, tamamen sonuç odaklı ve çelişkili bir suçlama zinciri var. Bu iddianame bana şunu söylüyor: ‘Sen ne yaparsan yap, bu suçtur.’ Böyle bir yaklaşımın hukukla izah edilmesi mümkün değildir.”
“İBB’de görev yaptığım dönemde tüm işlemler, ilgili mevzuat çerçevesinde ve kurumsal denetim mekanizmaları içinde yürütülmüştür. Eğer ortada bir usulsüzlük varsa bunun delili olması gerekir. Ama ben bugün burada, somut bir delil değil, varsayımlar üzerinden yargılanıyorum.”
Gökce, ekonomik veriler üzerinden de savunma yaptı:
“İBB’nin ecrimisil ve kira gelirleri 2014-2019 döneminde yaklaşık 468 milyon lira iken, 2020-2025 döneminde bu rakam 4,5 milyar liraya çıkmıştır. Bu artış, kamunun lehine alınmış kararların sonucudur. Yani ortada bir zarar değil, tam tersine ciddi bir kamu geliri artışı vardır. Buna rağmen benim suçlanmam, teknik olarak açıklanabilir bir durum değildir.”
“Kabul etmiyorum”
Gökce şöyle dedi:
“Benim için en ağır itham, rüşvet suçlamasıdır. Çünkü bu sadece bir hukuki iddia değil, doğrudan bir insanın hayatına, emeğine ve ailesine yönelmiş bir gölgelemedir. Ben 30 yıl boyunca tek bir kuruş menfaat ilişkisine girmemiş bir kamu görevlisiyim. Eğer böyle bir şey varsa ortaya konulmalı. Ama yoksa, bu iddiaların da açıkça geri çekilmesi gerekir.”
“Benim namusumu, itibarımı, mesleki geçmişimi tek bir kişinin ağzına bırakmam. Buna izin vermem. Bu nedenle burada sadece kendimi değil, temsil ettiğim kamu hizmeti anlayışını da savunuyorum.”
“Tüm varlığımla reddediyorum”
Gökce, tüm suçlamaları reddederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Benim iştiraklerle, yüklenici firmalarla, ihaleyi alan şirketlerle hiçbir kişisel bağım, menfaat ilişkim yoktur. Böyle bir bağ yokken, attığım her imzanın suç olarak değerlendirilmesi hukukla açıklanamaz.”
“Nitelikli dolandırıcılık ve kamu zararına sebep olma iddialarını kararlılıkla, tüm varlığımla reddediyorum. Bu iddialar ne benim mesleki geçmişimle ne de hayatım boyunca gösterdiğim kamu hizmeti anlayışıyla örtüşmektedir.”
“Fotoğraf çektirmek için üç kez dışarı çıkardılar”

Gökce, gözaltı sürecinde Vatan Caddesi Emniyet Müdürlüğü’nde yaşadıklarını anlattı:
“Ben emniyete kendi irademle girdim. Herhangi bir zorla getirilme durumu yoktu. Ancak fotoğraf çekimi için üç kez dışarı çıkarıldım. İlkinde ‘fotoğraf olacak’ denildi, çekildi. Sonra ‘yatay olmalıydı’ denilerek tekrar çıkarıldım. Ardından üçüncü kez aynı işlem yapıldı. Bu süreç bana göre, hukuki bir işlemden ziyade görüntü üretme süreciydi.”
“İtibar suikasti”
Akademik ve mesleki kariyerine değinen Gökce, kendisine yönelik süreci “itibar suikastı” olarak tanımladı:
“2024 Haziran ile 2025 Mart arasında yürüttüğüm çalışmalar, tamamen bilimsel ve kamusal fayda üretmeye yönelikti. Ancak tutuklanma sürecimden sonra, medya ve bazı çevreler tarafından çok sayıda mesnetsiz iddia ortaya atıldı. Bu açık bir itibar suikastıdır.”
“İddianamede dikkat edilirse, benim İPA’daki görevlerimle ilgili hiçbir suçlama yoktur. Suçlama, yalnızca belli bir dönemdeki idari işlemler üzerinden kurulmuştur.”
Gül imzalı karar

Gökce, hakkında soruşturma izni verilmemesine rağmen tutuklu olduğunu belirtti:
“İstanbul Valisi Davut Gül imzalı kararla hakkımda soruşturma izni verilmemiştir. Buna rağmen ben bugün hâlâ tutukluyum. Soruşturma izni verilmeyecek bir konuda 15 aydır özgürlüğümden yoksunum.”
HTS kayıtları ve görüşmelere ilişkin savunmasında Gökce, belediye yöneticileriyle temasının doğal olduğunu söyledi:
“Ben Ekrem İmamoğlu ile, Murat Ongun ile, Necati Özkan ile görüşmezsem belediye nasıl yönetilir? Bunlar soruşturma konusu yapılacak şeyler değildir.”
“8 ay boyunca hangi gerekçeyle tutuklu olduğumuzu bile öğrenemedik. Rüşvetle ilgili hiçbir somut soru sorulmadı. Eğer bir iddia varsa, bunun delili olması gerekir. Ama ortada delil yok.”
Kaçak yapılar
Gökce, savunmasında kamusal alan tartışmalarına da değindi:
“Kamusal alanları işgal edenlere karşı mücadele ettik. Bunu yaparken hiçbir kişisel çıkar gözetmedik. Buna rağmen bugün burada suçlanıyoruz. Bu durum hukukla açıklanabilir değildir.”
Savunmasının sonunda Gökce, kamu hizmetine bakışını şu sözlerle özetledi:
“Ben 30 yıl boyunca bu ülkeye hizmet etmiş bir kamu görevlisiyim. Bugün burada bulunmam, bu geçmişi inkâr ettiğim anlamına gelmez. Tam tersine, bu geçmişin sorumluluğunu taşıyorum. Benim için bu dava, sadece bir yargılama değil; aynı zamanda bir vicdan meselesidir.”
İddianame
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.
Ayrıca iddianamede, 16 kişi "müşteki", 89'u tutuklu, 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 402 kişi "sanık" olarak bulunuyor.
İddianamede yer alan "örgüt" şemasında, tutuklu Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", tutuklu Murat Ongun, Fatih Keleş ile Adem Soytekin ve tutuksuz Ertan Yıldız, başka suçtan tutuklu Hüseyin Gün ile Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu iddia ediliyor.
(EMK)