← Gündem akışına dön
Birgün
Birgün
17 saat önce

Romandan sahneye

Edebiyat dünyasında farklı türlerde eser veren çok sayıda yazar olduğu herkesin malumu. Roman, öykü, şiir alanlarının tek bir tanesi ile sınırlı kalmayan yazarların bir kısmı yaratıcılıklarını tiyatrodan da esirgememişlerdir. Edebiyatımızda Nazım Hikmet’ten Adalet Ağaoğlu’na, Necati Cumalı’dan Murathan Mungan’a çok sayıda örnek verebiliriz. Bu ilişkinin bir başka yönü de uyarlamalar… Dünya edebiyatının ‘kanon’larından önemli bir bölümü tiyatroya (kimi zaman opera ya da müzikale) uyarlanmıştır. Cervantes’in ‘Don Kişot’u, Tolstoy’un ‘Savaş ve Barış’ı, Jane Austen’in ‘Gurur ve Önyargı’sı, Mary Shelley’in ‘Frankenstein’ı, Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’sı, Kafka’nın ‘Dönüşüm’ü, Orwell’in ‘1984’ ve ‘Hayvan Çiftliği’, Kazancakis’in ‘Zorba’sı, Agatha Christie ve Reşat Nuri Güntekin romanları, Yaşar Kemal’in ‘Ağrı Dağı Efsanesi’, Orhan Kemal’in ’72. Koğuş’u, Sabahattin Ali’nin ‘Kürk Mantolu Madonna’sı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’, Yusuf Atılgan’ın ‘Anayurt Oteli’,  Latife Tekin’n ‘Sevgili Arsız Ölüm’ü, Rıfat Ilgaz’ın ‘Hababam Sınıfı sahneye uyarlanan romanlar arasında ilk akla gelenler… 

Devlet Tiyatroları’nın 75. Yılı nedeniyle başlattığı ‘Romandan Sahneye’ projesi bu alanda yeni ürünler verilmesini özendiren bir uygulama. Kuşkusuz riskli bir proje, çünkü koca bir romanı iki saatlik bir oyuna sığdırmak ve yazarın özünü kaybetmemek kolay iş değil. Bazı arkadaşlarımız olumlu yaklaşmadı bu projeye; tiyatro yazarlarımıza ürün ısmarlamak ya da mevcut eserlerini sahnelemek yerine romanlardan oyun çıkartma çabasını anlamsız buldular. Bu konuda farklı düşünüyorum. Roman okuma alışkanlığının giderek azaldığı bir zamanda edebiyatımızın değerli yazarlarını genç seyircilerle buluşturmak neden zararlı olsun? Romanları özetlerinden okuyup fikir edinmekle yetinen gençlerin merakını kamçılayabilir bu oyunlar. Sevdiği bir oyunun aslını okuma ihtiyacı yaratabilir (en azından  ‘Sesli Kitaplar’da Füsun Demirel’in sesinden dinlenebilir). Aynı şey televizyon dizilerine uyarlanan romanların başına gelmedi mi? Büyük bölümünü başarısız olarak nitelendirebileceğimiz bu uyarlamaların kitap satışlarına olumlu katkısı olduğunu biliyoruz. 

Devlet Tiyatroları’nın ‘Romandan Sahneye’ projesi için saptanan yazarlar içinde adını duymadığımız yazarlar da var ama bir kısmı isabetli seçimler. Özellikle İnci Aral, Nazlı Eray, Buket Uzuner, Erendiz Atasü, Seray Şahiner, Ayla Kutlu gibi başarılı kadın yazarlarımızın yapıtlarının bu listede yer alması sevindirici. Uyarlamaları yapan yazarların eser sahipleri ile görüştüklerini ve onların onayını aldıklarını umuyorum. Tabi bu da kolay bir iş değil. Yazarları eserleri konusunda ne kadar titiz olduklarını bilmez miyim? Gene de bu çabayı değerli buluyorum. 50’ye yakın iş içinden 5’inden iyi bir tiyatro eseri çıkartılsa öpüp de başımıza koyalım. Belki bu proje yazarlarımızı tiyatro yazınına yönelmesine, yeni tiyatro yazarları çıkmasına da önayak olabilir. Oyunlardan henüz bir kısmı ramp ışığına çıktı. Çıkanlar da farklı kentlerdeki DT sahnelerinde oynandığı için İzmir’de izleme olanağı bulduğum bir oyundan söz etmekle yetineceğim. 

İKİ YEŞİL SU SAMURU

Edebiyatımızın usta kalemlerinden Buket Uzuner’in ilk dönem romanlarından ‘İki Yeşil Su Samuru’nu önceki akşam Karşıyaka İzmir Devlet Tiyatrosu’nda usta tiyatrocu Laçin Ceylan’ın rejisinden izledim. Uzuner’in ‘İki Yeşil Su Samuru, Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve diğerleri’ adlı romanından Cenk Türkkanı’nın uyarladığı oyunu sahneleyen Laçin Ceylan oyunun ruhunu yakalamayı başarmış. 80’lerden 90’lara uzanan süreçte kentli bireylerin içine düştüğü yalnızlık ve terk edilmişlik duygusunu yansıtmayı başarıyor. Çok sayıda karakter içeren romanı akıcı -adeta sinemasal- bir anlatımla aktaran Ceylan, sahne tasarımında aynalar ve yürüyen bantlar kullanarak içerik-biçim bütünlüğünü sağlıyor. Oyunun psikolojik derinliklerini yansıtan oyuncular da yönetmenin yorumunu aktarmayı başarıyor. 

Kanımca, bu sahnelemenin tek kusuru, Yeşiller Partisi’ne ilişkin ilk bölümünün üslup olarak oyunun geri kalanındaki başarıyı yakalayamaması. 80 darbesi sonrası toplumsa yaşamı belirleyen bireyci yaklaşımın siyaset sahnesine de yansımasını anlatan bu bölüm, oyunun temel meselesinin uzağına düşüyor. Eminim Uzuner romanı bugün yazsa didaktik söylemlerden özenle kaçınır, eleştirisini daha incelikle yapardı. Yazar, aile çevresinde yaşanan uyumsuzluk ve yalnızlık duygusunun bireyi ilişkilerinde güvensizlik ve intikam duygusuna yöneltmesini, kurtuluşu başkalarında aramanın yanlışlığını başarıyla vurgularken, ana kahramanının düşe kalka bağımsızlığını kazanmasında tutkuyla bağlandığı edebiyatın rolüne dikkat çekiyor. Laçin’in final sahnesi de edebiyat aşkını usta işi bir mizansenle vurguluyor.     

CEYLAN, TONBUL VE ERDENK’LER

İzmir’de tiyatro deyince ilk akla gelen kurum olan İzmir Devlet Tiyatrosu’nun bu mevsim sahnelediği oyunlar arasında konuk yönetmenlerin katkısı gözden kaçmıyor. Tıpkı Laçin gibi, Gürol Tonbul, Barış Erdenk, Sibel Erdenk gibi yönetmenlerin bu yılın repertuvarına çok ciddi katkılar sağladığı bir gerçek. Elbette D.T’nun İzmir kadrosundaki yönetmenler de iyi işler çıkarıyor. Geçen yılın öne çıkan oyunu ‘Fareler ve İnsanlar’ın ve Özen Yula’nın ‘Gayri Resmi Hürrem’inin yönetmeni Gökhan Kocaoğlu ile ‘Rembetiko Efsanesi’ gibi dört dörtlük bir müzikale imza atan Murat Çidamlı’yı özellikle anmak isterim. 

Bitirirken, İzmir D.T’na yeni bir ruh katan Laçin Ceylan’ı, genç yazarlarımız arasında özel bir yeri olan Ahmet Sami Özbudak’ın Cumhuriyet tarihimizin iki önemli kadın karakterinin serüvenini anlatan ‘Hayal-i Temsi’ini başarıyla yöneten Gürol Tonbul’u, Mehmet Baydur’un ‘Yalancının Resmi’ oyununu yöneten Serkan Budak’ı, iki önemli oyuncu Hülya Savaş ve Hande Gürler Kılıç’ın sahnede bir kez daha parlamalarına olanak veren ‘Kaçaklar’ın yönetmeni Ebru Kara’yı, Irak savaşı sürecinde ayakta kalmaya çalışan kadınların mücadelesine tanıklık eden Heather Raffo’nun ‘Arzunun Onda Dokuzu’nu şiirsel bir yorumla yöneten Sibel Erdenk’i, Maria Buffini’nin yaşamda farklı rollere bürünmek zorunda kalan insanların egemen güce başkaldırısını anlatan ‘’Sessizlik’i estetik bir bütünlük içinde yorumlayan Barış Erdenk’i ve bu oyunlardaki tüm yaratıcıları, yorumcuları, inanılmaz bir özveriyle çalışan teknik kadroyu kutlamak isterim. 

Haberin tamamını Birgün üzerinde oku