← Gündem akışına dön
Birgün
Birgün
18 saat önce

Bağırsak ekosistemini yeniden inşa eden tıbbi devrim: Yeni nesil dışkı nakli

Dilara Devranoğlu - Uzman Moleküler Biyolog/Diyetisyen - @dilaradevranoglu

Fekal Mikrobiyota Transplantasyonu (FMT), sağlıklı bir kişiden alınan dışkının, bağırsak mikrobiyotası tamamen çökmüş bir hastaya aktarılması işlemi. Kökenleri, şiddetli gıda zehirlenmelerini tedavi etmek amacıyla dışkı karışımlarının kullanıldığı 4. yüzyıl Çin tıbbına kadar uzansa da; günümüzde Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onayı ile standart tedavilerin yetersiz kaldığı durumlarda hayat kurtaran resmi bir tıbbi prosedürdür.

Aslında buna artık dışkı nakli değil, Canlı Biyoterapötik Ürün adı verilen, moleküler düzeyde saflaştırılmış ve standartlaştırılmış biyolojik ilaçlar diyoruz. Bağırsaklarımızı içinde binlerce farklı bakteri, virüs ve mantarın yaşadığı bir orman olarak düşünebiliriz. Hastalandığımızda kullandığımız güçlü antibiyotikler bu ormanda dost düşman ayırt etmeyen bir yangın etkisi yaratır. Antibiyotik kullanımı sonrasında bağırsaktaki faydalı bakterilerin ölmesiyle doğal denge bozulur, ekosistemin biyolojik çeşitliliği sıfırlanır, bağırsak bariyeri zayıflar ve bağışıklık çöker.

Mikrobiyal dengenin tamamen bozulmasına disbiyozis adı verilir. Orman yandığında, faydalı bitkiler yok olur, rekabet ortadan kalkar ve zemin boş kalır. O zaman normal şartlarda o ormanda barınamayan Clostridioides difficile adındaki fırsatçı bakteri, boşalan bu alanı bir yabani ot gibi sarar, çoğalır ve doğrudan bağırsak duvarına saldırır. Salgıladığı toksinlerle bağırsak duvarını deler. Bunun sonucunda hastada durdurulamayan, ölümcül olabilen ishaller başlar. Bağırsağın kimyası tamamen düşmanın eline geçer. Sağlıklı bir ormanda kaynaklar kısıtlıdır ve faydalı mikroplar besinleri tüketir. Faydalı mikroplar öldüğünde bağırsakta sialik asit miktarı aşırı derecede artar. Bu madde, patojen C. difficile’in en sevdiği besin kaynağıdır, bunları yiyerek hızla sayılarını artırırlar. Karaciğerimizden bağırsağa gelen safra asitleri, normalde yararlı bakteriler tarafından işlenerek ikincil safra asitlerine dönüştürülür. Dönüşen safra asitleri, C. difficile sporlarının çimlenmesini engelleyen doğal bir kilit görevi görür. Disbiyozis durumunda faydalı bakterilerimiz öldüğü için bu asitler dönüştürülemez ve hiçbir engelle karşılaşmayan zararlı sporlar canlanıp bağırsağa yayılır. C. difficile işgali altındaki toksik ve asidik bir bağırsağa dışarıdan probiyotik vermek, bir kaleye sapanla saldırmaya benzer; bu zayıf bakteriler o ortamda saniyeler içinde yok olur. Bu yüzden, yanan ormanı kurtarmak için sağlıklı bir kişiden bütün bir ekosistemi taşıyan Fekal Mikrobiyota Transplantasyonu (Dışkı Nakli - FMT) uygulanır. Yeni bir ormandan getirilen canlı bir toprak (mikrobiyota) döküldüğünde, biyolojik temizlik başlar: Gelen faydalı bakteriler, serbest sialik asitleri hızla kendileri tüketerek patojeni aç bırakırlar. Safra asitlerini hızla dönüştürüp, zararlı C. difficile sporlarının uyanmasını kilitlerler. Patojenin etrafını fiziksel olarak sarıp, çoğalmalarını sağlayan iletişimlerini keserler ve onlara tutunacak tek bir yer bile bırakmayarak bağırsağı yeniden yemyeşil, sağlıklı bir ormana dönüştürürler. 

PROBİYOTİKLER VE CANLI BİYOTERAPÖTİK ÜRÜNLER

Endüstriyel probiyotikler sağlık üzerinde genel iyilik hali, sindirim kolaylığı ve bağışıklık desteği gibi olumlu etkileri olan canlı mikroorganizmalardır. Yasal statü olarak gıda takviyesi sınıfında yer aldıkları için çok sıkı klinik güvenlik ve etkinlik faz çalışmalarından geçmek zorunda değildirler. Bu bakterilerin en büyük endüstriyel avantajı oksijene karşı toleranslı olmaları, laboratuvarda yüksek miktarlarda kolayca çoğaltılabilmeleri ve kapsül içinde uzun süre stabil kalabilmeleridir. Probiyotikler kullanılırken beslenme açısından uygun ortam sağlanmazsa, kalıcı olarak bağırsağa yerleşemez ve yerleşik mikroflorayı değiştiremezler. Bu yönüyle endüstriyel probiyotikleri, bozulan bir ekosisteme dışarıdan gönderilen yardımcılar olarak düşünebiliriz. Canlı biyoterapötik ürünler ise, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ile Avrupa İlaç Ajansı (EMA) gibi kurumlar tarafından resmi olarak tanımlanmış, insanlarda hastalıkları önlemek, tedavi etmek veya tamamen iyileştirmek amacıyla geliştirilen canlı mikroorganizmaları içeren biyolojik ilaçlardır. Bir canlı biyoterapötik ürünün reçeteli bir tıbbi ürün olarak eczane rafına gelebilmesi için tıpkı kimyasal ilaçlar gibi moleküler düzeyde karakterizasyon, hayvan modellerinde etkinlik testleri ve insanlarda gerçekleştirilen çok merkezli Faz I,II,III klinik çalışmalarından başarıyla geçmesi gerekmektedir. Bu canlı ilaçlar doğrudan sağlıklı insan mikrobiyomundan izole edilen yeni nesil probiyotiklerdir. 

KLİNİK ORTAMDAN ECZANE RAFLARINA

Dünyada tescillenmiş ilk canlı biyoterapötik ürün, 2022 yılının sonlarında resmi onay alan Rebyota’dır. İçeriğinde tek bir bakteri suşu yerine sağlıklı bir insan bağırsağında bulunması gereken binlerce farklı türden oluşan bütünsel bir ekosistem barındıran bu sıvı ürün klinik ortamında tek doz rektal lavman olarak uygulanır. 2023 yılında onay alan diğer ürün Vowst ise sağlıklı kişilerin dışkılarından elde edilen mikrobiyotanın patojen, mantar ve virüslerin özel bir alkol fraksiyonuyla tamamen yok edildiği, geriye sadece mide asidine dayanıklı koruyucu Firmicutes bakteri sporlarının bırakıldığı, ağızdan yutulabilen bir kapsüldür. Rebyota’da seriler arası mikrobiyal çeşitlilik açısından ufak değişiklikler olabilirken Vowst’un içeriği sabittir. Laboratuvarda en dayanıklı tohumların seçilip standardize edildiği korunaklı bir kapsül olarak üretilir. Her iki ilaç da geleneksel dışkı naklinin, yani fekal mikrobiyota transplantasyonu (FMT) yönteminin ilaç standartlarına uymuş en modern halidir. 

KİŞİYE ÖZEL BAKTERİ TEDAVİLERİ

Mikrobiyota araştırmaları bugün sadece ölümcül ishal vakalarını çözmüyor, tıbbın geleceğini şekillendiriyor. Bilim dünyası artık rastgele bir aktarım yapmak yerine Gelişmiş Mikrobiyota Transplantasyonu (Advanced Microbiota Transplantation - AMT)  adı verilen stratejilere geçiş yapıyor. Mount Sinai araştırmacılarının oluşturduğu Canlı Biyoterapötik Ürün platformları ile bağışçı dışkısına olan bağımlılık azaltılarak, laboratuvarda seçilmiş ve kesin olarak bilinen sentetik mikrobiyal kokteyller üretilmekte. Bu yöntemlerin, bağışıklık sistemini tümörlere karşı yeniden eğiten akıllı kanser ilaçlarında (immünoterapi) direnci kırmak, inflamatuvar bağırsak hastalıklarında iltihabı baskılamak ve hatta bağırsak-beyin ekseni üzerinden parkinson ile otizm gibi nörolojik durumların semptomlarını hafifletmek amacıyla kullanımı üzerine klinik faz çalışmaları hızla devam etmekte. Gelecekte, makine öğrenimi ve yapay zekâ algoritmaları kullanılarak her hastanın kendi genetik haritasına ve hastalığına tam uyumlu, kişiselleştirilmiş sentetik mikrobiyota haplarının rutin tedaviler arasında yer alması beklenmekte. Yakın gelecekte reçetelerde artık kimyasal formüller değil laboratuvarda kişiye özel kodlanmış canlı mikrobiyal ekosistemleri göreceğiz. O gün gelene kadar içimizdeki ekosistemi, bağırsak sağlığımızı korumaya devam edelim. Sağlıkla! 

Haberin tamamını Birgün üzerinde oku