Diyar Gündüz
Futbol, geçmişten bugüne emekçilerin ve yoksul mahallelerin oyunu olarak görülse de günümüzde milyarlarca dolarlık bir endüstriye dönüşmüş durumda. Her dönem artan bilet fiyatları, yayın gelirleri ve kulüplerin şirketleşmesi "endüstriyel futbol" kavramını daha çok tartışılır hale getirdi.
Bu dönüşüme karşı ses yükselten anti-faşist taraftar grupları ise tribünlerin yalnızca bir spor alanı değil, aynı zamanda dayanışmanın, eşitliğin ve toplumsal mücadelenin alanları olduğunu savunuyor.
Amedspor Barikat, İsyan Devrim Beşiktaş, Kara Kızıl, Tekyumruk Galatasaray ve Devrimci Fenerbahçeliler gruplarıyla anti faşist taraftar gruplarının anlamını ve futboldaki ticari dönüşümü konuştuk.
Futbolun son yıllardaki ticari dönüşümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
• Amedspor Barikat İstanbul Ali Çiçekli:
Endüstriyel futbolun durmak bilmeyen yükselişiyle birlikte futbol, halkın oyunu olmaktan çıkarılıp büyük bir sektör haline getirilmeye çalışılıyor. Kulüpler artık birer spor topluluğu olmaktan çok şirket mantığıyla yönetiliyor. Bu durum sadece ekonomik bir değişim değil; futbolun ruhuna, taraftarın aidiyetine ve tribün kültürüne de doğrudan etki ediyor. Futbolun içinde emek, duygu ve bağlılık yerine para merkezli bir anlayış hâkim olmaya başladı.
• İsyan Devrim Beşiktaş:
Futbol giderek halkın oyunu olmaktan çıkarılıp büyük sermayenin yatırım alanına dönüştürülüyor. Taraftar, oyunun öznesi olmaktan uzaklaştırılırken; kulüpler şirket, tribünler ise müşteri kitlesi olarak görülüyor. Forma satışından yayın ihalelerine, stat isimlerinden fan token projelerine kadar her şey metalaştırılıyor. Endüstriyel futbol, tutkuyu kâra dönüştürme düzenidir.
• Kara Kızıl:
Bu süreç son yıllarda başlamadı, Endüstriyel futbol dediğimiz olgunun geçmişi daha eski olmakla birlikte futbol-taraftar ilişkisi son 30 yılda tüm dünyada hızla ticari bir ilişkiye dönüştürüldü. Türkiye’de ise en önemli kırılma noktası elektronik bilete geçiş oldu. Passolig markasıyla piyasaya sürülen ve hükumet yandaşı bir bankanın müşterisi olmayı zorunlu kılan bu uygulamanın tek amacı ticari değildi tabii ki. Tribünler büyük kitleleri bir araya getiren kamusal alanlardır, toplumsal mücadelenin yükseldiği dönemlerde muhalif hareketin önemli bir parçasına dönüşüverirler. Dünyada sol hareketin tribünler üzerinden ciddi kitlelere ulaştığı pek çok örnek var, özellikle de Güney Amerika, Kıbrıs, İtalya gibi bazı Avrupa ülkeleri bu konuda önemli tarihsel deneyimlere sahip. Bizde de Gezi isyanı sırasında tribüncülerin oynadığı rolü unutmak imkansız. Yani e-bilete geçilmesinin Gezi’nin hemen ardına denk gelmesi tesadüfi değil, ticari amacı kadar siyasi amacının da altını çiziyor.
• Tekyumruk Galatasaray:
Futbolda uzun yıllardır süregelen ticarileşme süreci var; bu genel olarak futbolun ruhunu öldüren, daha mekanik ve fiziksel takımları doğuran bir süreç. Türkiye’de ve dünyada old school futbol taraftarlarının hazzını azaltan birçok etkiye sahip bir dönüşüm süreci bu. Türkiye özelinde stadyumların renove edilmesi ve yeni lokasyonlara taşınması, plansızca ödenen bonservisler sonucu kulüplerin borç batağına sürüklenmesi, takım planlaması olmaksızın rant için yapılan harcamalar ve siyasetin güdümündeki futbol yöneticilerinin aldığı garabet kararlar gibi türlü etkileri var. Maç saatlerinin hangi saatte ve günde oynandığı dahi futbolun ticarileşmesi ile ilgili. Türkiye’deki futbol taraftarları gündüz maçlarına hasret kalmıştır örneğin. Birçok Avrupa liginde bütün lig takımları gündüz maçlarını daha çok oynar.
Yukarıda açıkladığım ayrıştırma politikaları ve piyasanın etkisiyle sürdürülen mekansal dönüşüm hamleleri sebebiyle halkın tribünden kaçışı kaçınılmaz. Kâr maksimizasyonu, reklam-sponsor gelirleri, yayın gelirleri futbolu tanımlayan ana unsurlar hâline geliyor ne yazık ki. Her şey artık rakamlarla ilgili rekabete dayanıyor. Türkiye’de bilet fiyatları Avrupa ortalamasının çok üzerinde misal. Özellikle İstanbul takımları için geçerli bu. Gelir dağılımındaki adaletsizlikler, orta sınıfın çöküşü kulüpleri hiç bağlamıyor. Onlar futbolla ilişkisi daha mesafeli olsa da yüksek maliyetleri karşılayabilecek kişileri hedef kitle olarak belirlemiş durumda. Ticari açıdan epey başarılı yönetimler var; ancak bu futbolun ruhu açısından bir katliam. Tribünler bu sebeple giderek daha renksiz ve keyifsiz alanlara dönüşüyor, kamusal alan olma vasfından uzaklaşıyor, bir AVM’nin uzantısı gibi tasarlanıyorlar. Avrupa’da, futbolun daha kaliteli olduğu Almanya, İtalya, İngiltere gibi ülkelerde dahi daha maliyetsiz ve külfetsiz şekilde maç izlemek mümkün oluyor.
• Devrimci Fenerbahçeliler:
Kapitalizmin ruhunu en iyi anlatan cümle burada da geçerli. Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser. Futbol da tam olarak kapitalizmin kar hırsının kurbanı oldu. Yine de bu büyük piyasanın silip atamadığı bazı değerler var. Bunların başında kulüplerin kuruluş ilkeleri geliyor. Avrupa’nın aksine ülkemizde hala pek çok kulübün temel beslendiği alan bu tarihiyle olan bağı. Diğer liglere kıyasla ülkemizde şahsa ait kulüp oranı ciddi oranda az. Bir iki proje takımı ve siyasal iktidarın kendince prestij olarak gördüğü kulüpleri çıkartırsak ligimizdeki kulüplerin neredeyse hepsinin bir hikayesi ve öyküsü var.
Buna rağmen kulüplerimiz sözde başarı için bu piyasaya kültürel olarak olmasa da ticari olarak teslim oldular. Yüksek maliyetli oyuncu tercihleri, akıl almaz bonservis ödemeleri ne yazık ki futbolun özüne yapılan bir ihanet olarak ortada duruyor. Bunu görmezden gelip idealizmle sadece kulüp tarihiyle olan bağı anlatmak yanlış olacaktır.
Menajerler ve aracılık firmaları eliyle de bu piyasa her geçen gün daha da büyüyor. Düne kadar 50 milyon Euro bu sektör için devasa bir bütçeyken şimdi kolayca zikredilen bir rakam haline geldi. Bu da bütçe sıkıntısı olan kulüplerin yarışa tutunmasının bir şekilde önüne geçiyor. Bir diğer taraftan ise burası ciddi bir kara para aklama merkezi haline geldi. Bütün bunlar doğal olarak futbolu özünde seven bizleri oldukça üzüyor ve sinirlendiriyor.
Taraftarlar bu dönüşüme karşı nasıl bir mücadele yürütebilir/yürütüyor?
• Amedspor Barikat:
Bu mücadele sadece maç günü verilen bir mücadele değildir. Tribün kültürünü korumak, dayanışmayı büyütmek ve futbolun tekrar halkla bağ kurmasını sağlamak gerekir. Taraftarlar bir araya gelerek, kulüplerin gerçek sahiplerinin kendileri olduğunu hatırlatarak bu sisteme karşı durabilir. Bizim mücadelemiz; futbolda emeğin, sevdanın ve bağlılığın tekrar değer kazanması içindir. Tutkunun ve duygunun yaşanmasını savunuyoruz. Canavar kapitalizme ve tüketimine karşı, emekle üreten ve büyüyen dayanışma ile mücadele ediyoruz.
• İsyan Devrim Beşiktaş:
Dayanışma ağları kurarak, bağımsız taraftar inisiyatifleri oluşturarak, ortak açıklamalar yayımlayarak ve tribün kültürünü savunarak mücadele ediyorlar. Dünyada ve Türkiye’de birçok taraftar grubu endüstriyel futbola, ayrımcılığa ve tribünlerin denetim altına alınmasına karşı ses çıkarıyor buna örnek e bilet eylemlerimiz...
• Kara Kızıl:
Dünyanın her köşesindeki endüstriyel futbol karşıtı tribüncülerin varlığı bile bu dönüşüme karşı bir direniştir. Tribüncüler var olmaya devam ederek, tribünleri yani yaşam alanlarını terk etmeyerek, kültürlerini yaşatarak bu dönüşüme karşı mücadele ediyor. Tribüncülerin silahı pankartları ve tezahüratlarıdır. Örneğin şu sıralar özellikle Avrupa’daki tribünlerde bilet fiyatlarına karşı “müşteri değil taraftarız” ekseninde pankartlar görmeniz mümkün. Bu söylem bizim de e-biletin çıktığı dönemde yürüttüğümüz kampanyayı üzerine kurduğumuz bir slogandı. Bizim Gençlerbirliği taraftarları olarak e-bilete karşı yürüttüğümüz boykot ve hukuk süreci, Cebeci Stadyumu’nun yıkılmasına karşı yürüttüğümüz kampanya, Gençlerbirliği’nin şirketleştirilmesine karşı mücadelemiz vb. örnek olarak gösterilebilir.
• Tekyumruk Galatasaray:
Biraz özeleştiri yapacağım; bana kalırsa Türkiye’de gündem hâline gelmesi gereken esas meselelerle ilgilenmiyor taraftarlar. Bunun belli sebepleri var; taraftar kültürüne aşinalık zayıf. Bu çok gündemde bir söylem olsa da bir altkültür olarak ultras/holigan gruplar Avrupa’da ve dünyada nasıl bir tutuma sahiptir, nasıl hareket eder, gerçek manasıyla bilinmiyor. Türkiye’de çoğunlukla taklit seviyesinde kalıyor girişimler; gruplar kendilerini bu sözcüklerle damgalamakla yetiniyorlar. Dolayısıyla bilinçli ve istikrarlı bir taraftar hakları savunusu kurgulanamıyor. Tribünde sadece toplumsal muhalefetin izdüşümü olarak anlık patlamalar görebiliyoruz; bu kıvılcımlar düzenli bir organizasyona dönüşemiyor. Geçmişte Ankara’da Taraftar Hakları Derneği’nin bir bileşeniydik, ben de kurucuları arasındaydım; ancak hukuki garabetler ve taraftarların düşük katılım seviyesi sebebiyle pek uzun soluklu sürdüremedik. Almanya ve İtalya gibi ülkelerde taraftar hakları savunusunun çok sağlam örnekleri var. Birbirinden nefret eden rakip tribünler, yeri geldiğinde bir araya gelerek federasyonun ya da siyasetin kararlarına karşı duruş sergileyebiliyor, kazanım elde edebiliyor.
Tribünlerde dayanışma kültürü nasıl oluşturuluyor?
• Amedspor Barikat:
Tribün sadece 90 dakika boyunca tezahürat yapılan bir yer değildir. Orası dostluğun, paylaşmanın ve birlikte mücadelenin alanıdır. İyi günde değil kötü günde de takımının yanında olmak, deplasmanda omuz omuza yürümek, birbirine sahip çıkmak tribün kültürünün temelidir. Çünkü tribünü ayakta tutan şey skor değil, bağlılıktır. Aynı duygular renkler farklı olsa bile ortak bir zeminde mücadele ve dayanışmayı yaratıyor. Sistemin fanatizmine karşı sporun çok renkliliği, fair-play anlayışı gelişiyor.
• İsyan Devrim Beşiktaş:
Dayanışma yalnızca 90 dakika boyunca aynı takımı desteklemek değildir. çArşı yazısının bile yasaklandığı statlarda mücadeleden vazgeçmedik elimizden geldikçe sosyal medya vb. yerlerde dile getirdik hatalara bu yanlış hep dedik. Deprem bölgelerine yardım götürmek, işçi direnişlerine destek vermek, ihtiyaç sahipleri için kampanyalar düzenlemek ve mahallelerde yan yana pikniklerde omuz omuza durabilmeye çalışıyoruz. Tribün, birlikte üretmenin ve birlikte direnmenin alanıdır. Üretkenlik için halkın da desteklemesi gerekmekte, acil durum butonu gibi kullanılmaktan da hoşlanmıyoruz, omuz omuza derken halkta bize destek vermeli zor zamanda kahraman ilan edilirken ihtiyaç olmadığında (yargılandığımız zamanlarda) yalnız bırakmamalı. Bu kültürün lokomotifi olarak bir söz bir eyleme hızlıca geçebiliyor. Tribün, birlikte üretmenin ve birlikte direnmenin alanıdır.
• Tekyumruk Galatasaray:
Genel olarak ırkçı-ayrımcı, cinsiyetçi söylem ve stratejilerin karşısında; sermayenin amansız girişimlerine karşı futbolun özünü koruma anlamında duyarlı, stadyumların çok sesli ve kamusal çıkarın ön planda olduğu alanlar olarak kalması için çabalayan gruplardır. Türkiye’deki gruplar politik eylemlerde zaman zaman görünür olabilse de futbolun kendisini savunma anlamında yeteri kadar istikrarlı değil. Belirttiğim gibi Almanya ve İtalya gibi ülkelerde, özellikle tribün gruplarının aktif etkiye sahip olduğu kulüplerde öncelikli olan konular stadyumların ve futbolun agresif dönüşüm dalgasına yenik düşmemesi ile ilgilidir. Bu gruplar önce kendi alanına dair bir farkındalığa ve mücadeleye sahiptir; futbolun içinde, futbol için verilen bir mücadele. Politik ve toplumsal mesajlar önemli ama ikincil meselelerdir. Çünkü bunlar değerlidir ama yeterli değildir; çoğu zaman semboliktir, dolayısıyla düzensiz ve istikrarsızdır. Taraftar haklarının bilincinde olmak ve sponsorlara, piyasacılara, girişimcilere, siyasetin güdümündeki futbol yöneticilerine karşı ciddi bir mücadele vermek gerekir. Taraftarlık ancak bu şekilde toplumsal muhalefete gerçekten eklemlenebilir, bu şekilde gerçek etkilere sahip olabilir. Futbolun özüne dair söylem ve stratejiler geliştirmek ve bunu antifaşist hareket geleneğiyle uyumlu şekilde yapmak birincil mesele olmalı. Konjonktüre bağlı olarak her ülkede farklı gündemler olabilir. Türkiye’de son yıllarda daha çok Amedspor’un maruz kaldığı ayrımcılıklar, ODTÜ kavaklık mücadelesi gibi kentsel planlama girişimlerine karşı patlak veren toplumsal mücadeleler, Ankara Özgür Lig etkinliği bizi bir araya getirebilmiş unsurlardı. Özetle Türkiye’de anti-faşist tribün kültürünün yaygınlaşması için bir potansiyel var; ama tribün kültürüne dair bilinçliliğin yeterli düzeyde olmaması ve tribünlerde mafyatik yapıların etki alanının yaygınlaşması bunun önündeki engeller.
• Devrimci Fenerbahçeliler:
Her türden ayrımcılığa, siyasal iktidarların yeşil sahaları kendi oyun alanlarına çevrilmesine karşıyız. Bunu da yine bir söze atıfla anlatabiliriz. Rahmetli Metin kurt’un lafıdır. Futbol borsada değil arsada güzeldir.
Anti-faşist taraftar gruplarının temel amaçları nelerdir?
• Amedspor Barikat:
Anti-faşist taraftar grupları; ırkçılığa, ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe, nefret söylemine ve insanları dışlayan her türlü anlayışa karşı durur. Futbolun insanları bölmek, ötekileştirmek veya üstünlük kurmak için değil; bir araya getirmek, dayanışmayı büyütmek için var olduğuna inanır. Tribünlerde kadınların, farklı kimliklerin ve tüm taraftarların kendini özgürce ifade edebileceği, eşitlikçi ve dayanışmacı bir kültür yaratmayı amaçlar.
• İsyan Devrim Beşiktaş:
Irkçılığa, ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe ve baskıcı anlayışlara karşı durmak; tribünleri herkes için güvenli ve eşit alanlar haline getirmek temel amaçları arasındadır. Birçok anti-faşist taraftar grubu aynı zamanda endüstriyel futbolu, taraftarın müşteri olarak görülmesini ve futbolun toplumsal değerlerinden uzaklaştırılmasını eleştirir.
Futbol bizimdir. Tribünler bizimdir.
Bizi müşteri, kulüpleri şirket, stadyumları alışveriş merkezine çevirmek isteyenlere karşı; dayanışmayı, isyanı ve halkın futbolunu savunmaya devam edeceğiz. Halkın Takımıdır BEŞİKTAŞ umudunu yitirmeyen mücadeleye devam diyen Topluluk olarak diyoruz ki UMUDUN ADIDIR BEŞİKTAŞ.
Amedspor’a yönelik ayrıştırıcı atmosferle nasıl mücadele edilebilir?
• Amedspor Barikat:
Ayrıştırmaya karşı en güçlü cevap dayanışma, örgütlülük ve dik duruştur. Bizim en büyük gücümüz haklılığımızdı. Spor birleştirir, ayrıştırmaz. Amedspor’a yönelik önyargılar, dışlayıcı yaklaşımlar ve ayrımcı atmosfer ancak mücadeleci ve kararlı bir duruşla aşılabilir. Biz futbolun düşmanlık değil; emek, dayanışma ve mücadele alanı olması gerektiğini savunuyoruz.
Öz savunma bizim için sadece kendini korumak değil; değerlerine, kimliğine, tribün kültürüne ve insani değerlere sahip çıkmaktır. Haksızlığa, ayrımcılığa ve her türlü baskıya karşı sessiz kalmamak; birlikte hareket etmek ve onurlu bir duruş sergilemektir.
Amedspor tribünü de bu anlayışla; emeğin, dayanışmanın ve barışın tarafında durmaya devam edecektir.