Önceki haftalarda Ermenistan’ın 2026 seçiminin asıl sorusunun ne olabileceğini çeşitli yazılarla anlamaya çalışmıştık. Son tahlilde seçmen “kim daha iyi yönetir?” sorusuna mı, yoksa “hangi risk daha taşınabilir?” sorusuna mı cevap verecek diye düşünmüştük. 7 Haziran akşamı sandıklar kapandığında, henüz kesinleşmemiş olsa da tablo netleşti. Katılım oranı 2021’deki yaklaşık yüzde 49’tan yüzde 59’a yükseldi ve 2017’den bu yana Ermenistan’da yapılan en yüksek katılımlı seçim olarak kayıtlara geçti. Bunda farklı sebeplerden de olsa hem iktidar hem muhalefetin seçime katılım çağrısı yapması ve yaklaşık bir aylık propaganda döneminin etkisi oldu.
Sivil Sözleşme oyların yaklaşık yüzde 50’sini alırken, Güçlü Ermenistan İttifakı yüzde 23’ünü, Ermenistan İttifakı yüzde 10’unu aldı. Müreffeh Ermenistan ise yüzde 4’lük barajın kıl payı altında, yüzde 3,99’da kaldı ve meclise girip girmeyeceği bu satırlar yazılırken hâlâ belirsiz. Bu belirsizlik meclisteki sandalye sayılarını doğrudan etkileyecek. Müreffeh Ermenistan Partisi’nin (MEP) baraj altında kalması durumunda Sivil Sözleşme’nin sandalye sayısı mevcuttaki 69’dan 64’e düşecek fakat bazı atamalar için kritik olan 3/5’lük çoğunluğu koruyabilecek. Ancak MEP’in meclise girmesi durumunda iktidarın sandalye sayısı 61’e düşecek. Bu durumda sadece anayasal değişiklikler için gerekli olan ve her halükârda kazanamadığı 2/3’lik çoğunluğu değil, aynı zamanda bazı atamalar için gereken 3/5 oranındaki çoğunluğu da kaybedecek. Sonuç olarak, muhalefet oy sayılarını artırmasına rağmen Sivil Sözleşme açık ara birinci çıktı.
Paşinyan neden seçildi?
Bunun nedeni seçmenin Paşinyan’ı çok seviyor olması değil. Mayıs sonunda Moskova’nın ihracat yasakları, büyükelçisini geri çağırması ve “Ukrayna senaryosu” imaları, korku üretmek yerine bir millî refleksi tetiklemiş olabilir. Muhtemelen İran’daki savaş, Azerbaycan’la kırılgan barış ve bölgesel belirsizlik, seçmenin risk iştahını sıfırladı. Böyle bir iklimde “daha iyi yönetim” değil, “öngörülebilirlik” kazandı. Ama bunu salt bir korku refleksi saymak da eksik olur. Daha derinde, “Gerçek Ermenistan” (hayali coğrafyaların değil, tanınmış sınırların anavatan sayılması) ideolojisinin dolaylı bir onayı da olabilir. Seçmen, travma ve kayıp vatan nostaljisini kutsayan siyaset ile sınırları belli, pragmatik bir ulus-devlet arasında ikincisine yönelmiş olabilir. Dolayısıyla alınan oy sadece bir sevgi beyanı değil aynı zamanda seçmenin soğukkanlı bir risk hesabı yaptığını gösteriyor. Bu da Paşinyan’ın gücü kadar kırılganlığını da tarif ediyor.
Sivil Sözleşme’nin oyları
Sivil Sözleşme açısından kazanç hanesi 2017’den bu yana yapılan ilk düzenli seçimi mecliste muhtemel sandalye kaybına rağmen açık ara kazanması. Paşinyan bu seçimi kazanarak bağımsız Ermenistan tarihinin en uzun süre görev yapan başbakanı olma yoluna girdi. 2021’in düşük katılımlı, şişmiş oransal zaferinin aksine bu kez yüksek katılımla, mutlak oyunu da büyüterek kazandı. Yani daha önce tarif ettiğimiz muhtemel “meşruiyet yanılsaması” yerini gerçek bir halk yetkisine bıraktı. Üstelik bu yetki, Rusya’nın açık baskısına rağmen alınmış bir “Batı yönelimi onayı” olarak da okunabilir.
Anayasa için çoğunluk sağlanamadı
Bununla birlikte seçim kanunundan Anayasa Mahkemesi ve yüksek yargı atamalarına, Ombudsmandan Merkezi Seçim Komisyonu’na kadar birçok düzenleme için meclisin 3/5 çoğunluğu gerekiyor. Yani Müreffeh Ermenistan Partisinin meclise girmesi durumunda iktidar bu kurumların üyelerini tek başına karar vererek seçemeyecek ya da görevden alamayacak. Daha da önemlisi, 3/5 sağlansa bile anayasa değişikliği başlatmak ya da temel maddeleri referanduma götürmek için gereken 2/3 çoğunluğun çok uzağında kalmış durumda. Dolayısıyla seçim sonucu Paşinyan’a ülkeyi yönetme yetkisi veriyor; ancak Ermenistan’ı tek başına yeniden kurma yetkisi vermiyor.
Anayasa, Dördüncü Cumhuriyet, Azerbaycan’la nihai barış anlaşması ve egemenlik tartışmaları gibi başlıklar, yalnızca çoğunluk aritmetiğiyle çözülemeyecek kadar derin meseleler. Eğer Paşinyan bu sonucu “halk bana her şeyi yapma yetkisi verdi” diye okursa, bugünkü zafer yarının krizine dönüşebilir. Ama “halk bana devam etme yetkisi verdi fakat daha geniş bir toplumsal rıza üretmem gerekiyor” diye okursa, bu seçim Ermenistan demokrasisinin olgunlaşması için yeni bir eşiğe dönüşebilir. Anayasal değişiklik yalnızca teknik bir düzenleme değil; Ermenistan’ın kendisini nasıl tanımlayacağına dair kurucu bir tercih anlamına geliyor.
Muhalefet cephesi
Muhalefet cephesinde de bilanço çift taraflı. Güçlü Ermenistan, dağınık pro-Rus muhalefetin büyük çoğunluğunu tek adrese indirdi. Bu hareket, görünürde eski rejimin lider figürlerini taşımadığı için seçmene "düşük maliyetli bir protesto adresi" sundu ve anketlerde öngörülenin çok üzerinde oy topladı. Bununla birlikte üç pro-Rus/muhafazakâr gücün toplam oy oranının yaklaşık yüzde 37 olması bu kesimin marjinal bir muhalefet değil, mobilize edilebilir gerçek bir tabanı olduğunu gösteriyor.
Muhalefetin tarihsel kaybı ise seçmenin, hareketin çevresindeki eski sistemin elitlerini ve bürokratik ağlarını net bir şekilde görmüş olması. Toplumun gözünde bu kadrolar, "eski ideolojik saplantıların ve dış vesayetlerin yerel temsilcileri" olarak kodlanmış durumda. Bu isimlerin iktidara yürümesi; Rusya'nın yörüngesine geri dönüş, Batı'yla kapanan sınırlar ve oligarşik bir restorasyon anlamına geliyor olabilir. Bunun yanında muhalefet, tabanının intikam ve nostalji diline rehin kaldığı için seçmene kansız, savaşsız ve pozitif bir gelecek hikayesi de sunamadı.
Sandık hâlâ belirleyici
Bu seçim Ermenistan demokrasisi açısından da çift anlamlı. Olumlu tarafı sandık hâlâ belirleyici ve seçmen siyasetten kopmamış durumda. İktidar meşruiyetini seçimden aldı ancak muhalefet parlamentoya daha güçlü taşındı. Bu, savaş ve travma yaşamış bir toplum için hiç de küçümsenmeyecek bir demokratik dayanıklılık.
Seçim sonuçları açısından kırılganlık ise mecliste Batı yönelimli, liberal-demokrat eksenin yalnızca iktidar tarafından temsil edilmesi ve bunun yaratacağı boşluk. Reformist-liberal üçüncü yol partilerin parlamentoya girememesi, Paşinyan’dan rahatsız ama eski rejime dönmek istemeyen seçmeni yine iki büyük korku arasında bırakıyor. Bir yanda savaş, istikrarsızlık ve Rusya’ya geri savrulma korkusu; diğer yanda gücün tek elde toplanması, hızlı anayasal dönüşüm ve toplumsal rıza olmadan ilerleyen barış süreci korkusu.
Yeni bir başlangıç ve yeni bir soru
Bu boşluk kısa vadede Paşinyan’a avantaj sağlayabilir. Çünkü iktidarın karşısında güçlü ama hâlâ geçmişle bağlarını koparamamış bir muhalefet var. Fakat orta vadede bu durum Ermenistan demokrasisi için risk taşımakta. Gelecek yıllardaki seçimlere kadar Sivil Sözleşme yıpranırsa, onun yerini alacak sivil, reformcu, demokratik ve Batı yönelimli güçlü bir alternatif bugün ufukta görünmüyor. Böyle bir boşluk, demokrasiyi güçlendirmez; tersine siyaseti yeniden “beka” ve “rövanş” ikilemine hapsedebilir.
8 Haziran itibariyle yeni bir başlangıç ve yeni bir soru var artık. Ermenistan, barışı ve yeni anayasal düzeni korkuların değil güvenin ürettiği bir toplumsal uzlaşıyla kurabilecek mi? Bu sorunun cevabı oy oranlarının kesinleşmiş sonucunda değil, bundan sonra açılacak anayasa, barış ve demokrasi tartışmalarında verilecek.
Seçim bitmiş olabilir ama Ermenistan'ın gelişmiş demokrasi yolundaki mücadelesi asıl şimdi başlıyor.