Bianet
Bianet
1 saat önce

Barışsız hak, haksız barış olmaz

Ankara’da 13-14 Haziran’da İHD merkez yönetim kurulu ve şube eş başkanları toplantısını birlikte yaptık. 12 Haziran’da da İHD kadın sekreteryası kendi müstakil toplantısını düzenledi. Bir önceki hafta sonu yani 6 Haziran’da TİHV kurucular kurulu toplantısında bir aradaydık.

Son söz olarak söyleyeceğimi başta ifade edeyim: İnsan haklarına ilişkin mevcut veriler, olgular hiç açıcı değil. Bu durum insan hak ve özgürlükleri ile ilgili son yıllarda artarak devam eden gerilemenin bir sonucu. Etrafımızı ağır insan hakları ihlalleri çemberi sarmış durumda.

İhlaller neye işaret ediyor? 

Toplantılara katılan arkadaşlarımızı dinlerken insan haklarının mevcut olumsuz durumun içinde bulunduğumuz hareketin ne kadar gerekli olduğunu gözler önüne serdiğini düşündüm. Benzer şekilde, insan hakları ve barış temelli bir rejimin ihtiyacının her zamankinden daha aşikar ve elzem olduğunu bir kez daha fark ettim. 

Esasen, toplantılarda da bu minvalde söz kurdum. İhlallerin ağırlığı insan hakları standartlarının gelişmesinin ne kadar kritik olduğunu ortaya koyuyor. Aynı şekilde, insan hakları ilkelerine dayalı kalıcı bir barışın da önemini gösteriyor. 

Kapsamlı değerlendirmeler

İki hafta üst üste yaptığımız toplantılarda farklı illlerden gelen 100 civarında arkadaşımızla insan hakları ihlallerini ele aldık.

Gündemimizin en başat maddesi Kürt meselesinin çözümüne ilişkin devam eden süreçti. 1 Ekim 2024’te başlayan ve istenilen hızda ilerlemediği ve henüz insan hakları standartları bakımından arzu edilen düzeye ulaşmadığı tespitini yineledik. 

Bu olguya rağmen özünde bir demokrasi ve insan hakları meselesi olan Kürt Meselesinin barışçıl yollarla çözümünün en iyi seçenek olduğunu belirterek süreci desteklediğimizi bir kez daha ifade ettik.

Kürt sorununa ek olarak, yoksulluk bağlamında ekonomik-sosyal-kültürel haklar, örgütlenme, toplantı ve ifade özgürlüğüne, hapishanelerdeki duruma ve çevre hakkı ilişkin değerlendirmeler yaptık. Ayrıca, kadın, çocuk, gençlik ve LGBTİ+’ların durumu üzerine görüşlerimizi paylaştık. 

Farklı illerden gelen arkadaşlarımızın aktardıklarının işaret ettiği ekonomik sebeplerle artan intihar eğilimleri ve ajanlaştırma girişimleri ciddiye alınması gereken sorun alanları.

CHP’li belediyeler, siyasetçilere yönelik baskı ile mutlak butlan da gündemimizdeydi. Belediyelere kayyım atama uygulamasından vazgeçilmesi ve seçilmiş belediye başkanlarının göreve iade edilmesi gerektiğini de birçok katılımcı ifade etti.

Toplantımızda sendikacılara, gazetecilerin karşılaştığı yargı baskısı, kolluk şiddetini de değerlendirdik. Her koşulda mutlak olan işkence ve kötü muamele yasağı ile ilgili durumu uzun uzun konuştuk. Tabu olması gereken böyle bir yasağın keyfi bir biçimde ve yaygın olarak ihlal edilmesi siyasi iradenin izlediği politikalar ve uygulamalarla bağlantılı olduğu ortak kanı.

Dünyadaki demokrasi standartları 1978 yılındaki düzeye gerilerken Türkiye’de de işler pek içi açıcı değil.

Tüm bu çalışmaları yürüten insan hakları savunucularının durumuna özel dikkat çektik.

Kurullarımız insan haklarının mevcut durumunu daha iyi anlamaya, kimi zaman parçaları birleştirerek genel resmi görme imkan sunuyor. İHD olarak toplantılarımızın ardından değerlendirmelerimizi içeren bir sonuç bildirgesi yayınladık. 

Önümüzdeki günlerde de TİHV olarak böyle bir sonuç bildirgesini kamuoyu ile paylaşmayı planlıyoruz.

Olgu

Kurullarımızın toplantısındaki değerlendirmeler olgulara ve sahadaki ilk elden gözlemlere, raporlarımıza dayanıyor. Bu bakımından, arkadaşlarımızın ifade ettiği hususlar ve yaptıkları değerlendirmeleri dikkate alıyoruz.

Mevcut olgular ışığında insan hakları ve özgürlükleri bakımından içinde bulunduğumuz durum pek iç açıcı değil.

En umutvar olduğumuz barış süreci bakımından dahi olgular hala alınması gereken yol olduğunu ortaya koyuyor. Sürecin an itibariyle Kürt meselesi bakımından TBMM’deki komisyon tarafından kabul edilen raporun gereklerini yerine getirdiğinin somut bir göstergesi olmadığını birçok arkadaşımız vurguladı. Benzer şekilde, hala kanunun çıkmaması da ifade edildi. 

Aynı bağlamda, kanunun yapımıyla ilgili de insan hakları hareketi, sendikalar, sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri, akademi vb. kesimlerin görüşlerini anlamlı bir biçimde sunabilecekleri bir mekanizma eksik.

İşkence ve kötü muamele yasağı ihlal ediliyor

13-14 Haziran’daki toplantımız devam ederken Ankara’da kadınların nafaka gasbı eylemi ile ve özel öğretmenler sendikasının güvencesizliğe hayır eylemine yönelik müdahaleler gerçekleşti. Bu müdahalelerde işkence ve kötü muamele yasağı ihlal edildi.

Özel öğretmenler sendikasının Pazartesi gerçekleştirilen eylemi sırasında aralarında Eğitim Sen genel başkanı Kemal Irmak’ın da olduğu 21 eğitimci gözaltına alındı. Pazar günü de darp edilerek 40’tan fazla eğitimci gözaltına alındı.

Yazının alanı olmasa diğer alanlardaki olgulara da bakmak mümkün. Örneğin, Hakkari’de uzman çavuşun üç kadını katletmesi münferit bir olay değil. Kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair etkili politikaların izlenmemesinin sonucu olan bir olgu.

Veriler

İnsan hakları ihlallerini ortaya koyan çok sayıda veri bulunuyor. 

Kamu alanından sadece KESK’in üye olduğu DİSK, HAK İŞ ve TÜRK İŞ’in de üyesi olduğu ITUC’un Küresel Hakları Endeksi raporundaki veriler sendikal haklara dair verileri ortaya koyuyor. Sendikacılar ve işçi hakları alanında mücadele edenlere yönelik baskıya dair verilerin ortaya koyduğu üzere sendikal haklar bakımından Türkiye’nin dünyadaki en kötü durumdaki 10 ülkeden birisi olması tesadüf değil.

Benzer şekilde, Dünya İşkence Karşıtı Örgütü (OMCT) tarafından hazırlanan Küresel İşkence Endeksi’nin 2025 yılı verilerine göre Türkiye işkence bakımımından yüksek riskli ülkeler arasında. 2026 yılı verileri 25 Haziran’da yayınlanacak.

Diğer insan hakları alanları bakımından da aynı ya da benzer verilerin olduğu çok sayıda rapor, analiz mevcut.

İhtiyaç: İnsan hakları ve barış

İçinde bulunduğumuz ağır hak ihlallerinden çıkış ancak insan hakları ilkelerine dayalı bir rejimde mümkündür. Olgular umutvar olmamamızı söylese de inandığımız ilkeler ve değerler umudumuzu diri tutmaya yarıyor. Bu nedenle, bugünlerde en iyi bildiğimizi, en şekilde yapmalıyız. 

Yani insan hakları ve barış talebimizi yükseltmeliyiz. İnsan hakları ve barış temelinde bir yaşam düzeni için çabalamaya devam.

(Oİ/EMK)

Haberin tamamını Bianet üzerinde oku