Birgün
Birgün
2 saat önce

Mekânla uyumlu sıra dışı resimler

Deniz Burak BAYRAK

Santa Fe’de yaşayan Margaret R. Thompson’ın Zeyrek Çinili Hamam’ın Bizans sarnıcında açılan ‘Temenos: İç Deniz’ sergisi, onun Türkiye’deki ilk kişisel sergisi aynı zamanda. Anlam de Coster serginin küratörlüğünü üstleniyor. Thompson, sergi için doğrudan mekândan yola çıkmış. Sarnıç elbette beyaz duvarlı bir galeri değil; karanlık, serin ve yer altında. Ama bunlar olumsuzluk yaratmıyor; aksine kullanılan bu yapının tarihi, Thompson'ın resimlerine güçlü bir zemin oluşturuyor.

Sanatçının tuval ve ipek üzerine yaptıkları ilk bakışta soyut bir izlenim uyandırıyor. Mekânda biraz zaman geçirince eserlerde tekrar eden formlar seçiliyor. Dikey çizgiler, kap ya da rahim hissi veren boşluklar, girdaplar, deniz kabukları, fosiller ve bitkisel biçimler farklı resimlerde karşımıza çıkıyor. Thompson bu figür ve imgeleri belirli bir hikâye anlatmak için kullanmamış; daha çok doğadaki döngülere, dönüşüme ve yaşamın sürekliliğine işaret ettiği anlaşılıyor.

Thompson’un malzemeyle kurduğu ilişki, serginin ilginç noktalarından biri. O, zihnindeki doğayı resmederken hakiki doğayı da işin içine katmış. Bu tercihin etkisiyle; İstanbul ile kendi coğrafyası arasında kurduğu köprü net bir şekilde beliriyor. Türkiye seyahati sırasında tanıştığı Marmara Denizi’nin antik adının Propontis yani ‘denizden önce gelen deniz’ olmasından etkilenen sanatçı, bu iç deniz fikrini sarnıcın yapısıyla birleştirmiş. İstanbul Boğazı’nın suyu, lotus yağı, zerdeçal; New Mexico'dan getirilen toprak pigmentleri, mika ve volkanik taşlar; Teksas’tan toplanan salyangoz fosilleri eserlerin tabakalarında yer alıyor. Bu malzemeler yüzeylerde bazen açıkça görülüyor, bazen de renk ve doku olarak duyumsanıyor. Böylece ortaya çıkan işler, basitçe boya ile yapılmış resimler olmaktan çıkıp farklı coğrafyaların izlerini taşıyan birer estetik nesneye dönüşüyor.

AŞIRI KAVRAMSALLAŞTIRMADAN UZAK

Serginin kavramsal çerçevesi, ‘temenos’ fikri üzerine kurulmuş. Küratöryel metin bu kavramı tarihsel, psikolojik ve mitolojik katmanlarıyla ayrıntılı biçimde ele alıyor. Burada açmamıza gerek yok; mekânın web sitesinden ya da sergiyi ziyaret edince okuyabilirsiniz. Zira serginin gücü bu teorik çerçeveden gelmiyor. Hatta zannediyorum ki sergiyi anlamak için bütün bu referansları bilmeye ihtiyaç yok. Thompson'ın işleri, karmaşık açıklamalara yaslanmadan da izleyiciyle ilişki kurabiliyor. Çünkü eserlerin temelinde insan ile doğa arasındaki bağ ve zaman karşısındaki kırılganlık gibi oldukça tanıdık meseleler var. Bu noktada serginin en başarılı tarafı somutlaşıyor: Son yıllarda çağdaş sanat alanında sıkça karşılaşılan aşırı kavramsallaştırma tuzağına düşmeden düşünsel bir alan açabiliyor sanatçı. Resimler gizemli, sembollerle yüklü ama didaktizmden uzak. İzleyiciye tek bir okuma dayatmıyor.

Bizans döneminden kalma bir su yapısının içinde gezerken gördüğümüz bu işler -doğa-insan bağının yanında- geçmiş ile bugün arasında çağdaş sanat ve mimari mecralarını kullanarak bir bağ kuruyor. Çünkü Thompson sarnıcı bir dekor olarak kullanmak yerine onun tarihini, işlevini ve atmosferini üretiminin parçası hâline getirmiş. Bunlara ek olarak, serginin önemli bir niteliği de duyulara hitap eden unsurları da kapsaması. Sanatçının hazırladığı koku çalışması ve mekâna yayılan ses düzenlemesi, ziyaretçinin sergiyle kurduğu ilişkiyi güçlendirip zenginleştiriyor. Son dönemde birçok sergide ses ve koku kullanımı zaten var ancak burada bu elemanlar gösterişli ya da sakil bir ekleme gibi değil. Sarnıçla uyum yakalamış ve izleyicinin dikkatini destekliyor.

Margaret R. Thompson'ın Türkiye'deki ilk kişisel sergisi, hem sanatçının pratiğini tanımak hem de Zeyrek Çinili Hamam'ın sıra dışı atmosferini farklı bir gözle deneyimlemek için görülmeye değer. Sergi, 30 Ağustos’a kadar -pazartesi hariç- ücretsiz olarak ziyarete açık.

Haberin tamamını Birgün üzerinde oku